VATAN POSTASI ☰ Bölümler
Kamuoyuna etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kamuoyuna etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

KEMAL KILIÇDAROĞLU'NA AÇIK MEKTUP


"TBMM ÜYELİKLERİNDE BOŞALMA OLMASI HALİNDE ARA SEÇİME GİDİLİR.  





Ara seçim, her döneminde bir defa yapılır; genel seçimden itibaren 30 ay geçmedikçe ara seçime gidilemez. ANCAK, BOŞALAN ÜYELİKLERİN SAYISI, ÜYE TAM SAYISININ YÜZDE BEŞİNİ BULMUŞSA ARA SEÇİMLERİN ÜÇ AY İÇİNDE YAPILMASINA KARAR VERİLİR." 600 / % 5 = 30 Özellikle sadece





Berberoğlu üzerinden hareket etmedim Sayın Genel Başkan. Çünkü CHP, AKP umum müdürü tarafından nasıl olsa ille de "HDP ile kanka" ilan edildi. Bunu bilerek yaptı "umum müdür"! Öyleyse sadece Enis kardeşimi değil üçünü de savunmak konumundasınız artık. Siz de artık "bu defa" şu "sokağa düşürülme" fobisinden kurtulun. Peki sokağa düşmek istemiyorsunuz.





Bundan ne anlıyorsanız... Ben size "sokağa düşmeden", tamamen hukuk ve hatta anayasa içinde bir yöntem önereyim. TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ "Seçimlerin geri bırakılması ve ARA seçimler" başlıklı 78'inci MADDESİNİN üçüncü fıkrası: "TBMM ÜYELİKLERİNDE BOŞALMA OLMASI HALİNDE ARA SEÇİME GİDİLİR. Ara seçim, her döneminde bir defa yapılır; genel seçimden itibaren 30 ay geçmedikçe ara seçime gidilemez. ANCAK, BOŞALAN ÜYELİKLERİN SAYISI, ÜYE TAM SAYISININ YÜZDE BEŞİNİ BULMUŞSA ARA SEÇİMLERİN ÜÇ AY İÇİNDE YAPILMASINA KARAR VERİLİR." Şu anda ÜYE TAM SAYISI 600; yüzde 5'i = 30. Tüm milletvekilleriniz istifa eder, hele bir de iki milletvekilinin üyeliği Enis kardeşimle birlikte düşürülen HDP'yi de ikna ederseniz, iki partinin üye toplam sayısı yanılmıyorsam 195. 10 gün içinde istifaları toplarsanız, Anayasa gereği en geç Eylül'de seçim şart. Evet, yine Anayasa'nın 84'üncü maddesinin ilk fıkrası hükmünce "istifa eden milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesi için istifanın geçerli olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanınca tespit edildikten sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca kararlaştırılır" ise de; Siz 30 milletvekilinizin, hele tüm milletvekillerinizin, hele HDP ile birlikte 195 milletveiklinin istifa dilekçesini Meclis Başkanlığına bir verin, bakalım muhalefeti tek tek düşürmek isteyen AKP ve onun umum müdürü, seçimlerin yenilenmesi, yani ara seçim zonrunluğu karşısında ne yapacak. Madem o sizin vekilliklerinizi tek tek yolmak istiyor; söz topluca koyun istifalarınızı önüne, görelim bakalım seçimi göze alabiliyor mu? Bu, kuru kuru "biz her an seçime hazırız. Erkeksen çık meydana" yavesinden, çok etkileyici olsa da adalet yürüyüşünden çok daha vurucu ve somut bir adım değil mi?





Haaa... BUNUN İÇİN, SİZİN VE MİLLETVEKİLLERİNİZİN, GİDİP DE DÖNMEMEK VAR ATASÖZÜNÜ ANIMSATAN BİR DAHA SEÇİLEMEYİP MAAŞ VB DAHİL TÜM MİLLETVEKİLLİĞİ OLANAKLARINI, HAKSIZ İMTİYAZLARINI GÖZDEN ÇIKARMAYA HAZIR OLMASINI GEREKTİRİR. Hadi bakalım, görelim! Selamlar, yine de saygılar...





Ali Tartanoğlu


Devamı

KEMAL KILIÇDAROĞLU'NA AÇIK MEKTUP

"TBMM ÜYELİKLERİNDE BOŞALMA OLMASI HALİNDE ARA SEÇİME GİDİLİR.
Ara seçim, her döneminde bir defa yapılır; genel seçimden itibaren 30 ay geçmedikçe ara seçime gidilemez. ANCAK, BOŞALAN ÜYELİKLERİN SAYISI, ÜYE TAM SAYISININ YÜZDE BEŞİNİ BULMUŞSA ARA SEÇİMLERİN ÜÇ AY İÇİNDE YAPILMASINA KARAR VERİLİR."

600 / % 5 = 30

Özellikle sadece Berberoğlu üzerinden hareket etmedim Sayın Genel Başkan. Çünkü CHP, AKP umum müdürü tarafından nasıl olsa ille de "HDP ile kanka" ilan edildi. Bunu bilerek yaptı "umum müdür"! Öyleyse sadece Enis kardeşimi değil üçünü de savunmak konumundasınız artık. Siz de artık "bu defa" şu "sokağa düşürülme" fobisinden kurtulun. Peki sokağa düşmek istemiyorsunuz. Bundan ne anlıyorsanız... Ben size "sokağa düşmeden", tamamen hukuk ve hatta anayasa içinde bir yöntem önereyim.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ "Seçimlerin geri bırakılması ve ARA seçimler" başlıklı 78'inci MADDESİNİN üçüncü fıkrası:
"TBMM ÜYELİKLERİNDE BOŞALMA OLMASI HALİNDE ARA SEÇİME GİDİLİR. Ara seçim, her döneminde bir defa yapılır; genel seçimden itibaren 30 ay geçmedikçe ara seçime gidilemez. ANCAK, BOŞALAN ÜYELİKLERİN SAYISI, ÜYE TAM SAYISININ YÜZDE BEŞİNİ BULMUŞSA ARA SEÇİMLERİN ÜÇ AY İÇİNDE YAPILMASINA KARAR VERİLİR."

Şu anda ÜYE TAM SAYISI 600; yüzde 5'i = 30. Tüm milletvekilleriniz istifa eder, hele bir de iki milletvekilinin üyeliği Enis kardeşimle birlikte düşürülen HDP'yi de ikna ederseniz, iki partinin üye toplam sayısı yanılmıyorsam 195. 10 gün içinde istifaları toplarsanız, Anayasa gereği en geç Eylül'de seçim şart.

Evet, yine Anayasa'nın 84'üncü maddesinin ilk fıkrası hükmünce "istifa eden milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesi için istifanın geçerli olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanınca tespit edildikten sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca kararlaştırılır" ise de;
Siz 30 milletvekilinizin, hele tüm milletvekillerinizin, hele HDP ile birlikte 195 milletveiklinin istifa dilekçesini Meclis Başkanlığına bir verin, bakalım muhalefeti tek tek düşürmek isteyen AKP ve onun umum müdürü, seçimlerin yenilenmesi, yani ara seçim zonrunluğu karşısında ne yapacak. Madem o sizin vekilliklerinizi tek tek yolmak istiyor; söz topluca koyun istifalarınızı önüne, görelim bakalım seçimi göze alabiliyor mu?

Bu, kuru kuru "biz her an seçime hazırız. Erkeksen çık meydana" yavesinden, çok etkileyici olsa da adalet yürüyüşünden çok daha vurucu ve somut bir adım değil mi?

Haaa... BUNUN İÇİN, SİZİN VE MİLLETVEKİLLERİNİZİN, GİDİP DE DÖNMEMEK VAR ATASÖZÜNÜ ANIMSATAN BİR DAHA SEÇİLEMEYİP MAAŞ VB DAHİL TÜM MİLLETVEKİLLİĞİ OLANAKLARINI, HAKSIZ İMTİYAZLARINI GÖZDEN ÇIKARMAYA HAZIR OLMASINI GEREKTİRİR.
Hadi bakalım, görelim!
Selamlar, yine de saygılar...

Ali Tartanoğlu
Devamı

Korona virüsünün göze batırdığı gerçeklik ve teknik eğitimin durumu…


hfg56




Geçen Aralık ayında Çin’in Wuhan şehrinde yeni tip bir korona virüs saptandı. Yabani hayvan etlerinden insanlara bulaştığı, düşünülen virüs, Çin’den başlayarak pek çok ülkeye yayıldı. Avrupa’da Almanya ve İtalya’da bile ölümlere yol açtı. Hergün haberlerde “Corona virüs için maske üretiminde önemli adım! Meslek liseleri devreye giriyor. Türkiye’nin dört bir yanındaki meslek liselerinde kimya bölümü öğrencileri, corona virüsü tehdidine karşı dezenfektan ve cerrahi maske üreterek koronavirüsle savaşa önemli bir katkı sunuyor”gibi haberler görüyoruz.
Meslek liselerinin ve mühendislik fakültelerinin durumuna göz atalım..
AKP’giller ve onun “Reis”i, iktidarda olduğu 17 yıldan bu yana siyasi planda temsilcisi olduğu Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının karakteristik özelliklerinin tümünü uygulamaya koydu.
17 yıllık dönemde üniversitelerin sermayeye açılması ve ticarileştirilmesi hız kesmeden devam etmektedir. Geçmişte her ile bir üniversite söylemi ile yola çıkan siyasi iktidar, kendi çıkarları için bir gecede açtığı üniversitelere ek olarak, var olan köklü üniversiteleri bölerek, üniversiteleri plansız, karmaşık ve bilim kurumu olmaktan uzak bir yapıya yöneltmektedir. GERÇEĞİ arayan ve gerçeği arayan İNSANI YARATAN öğretim, eğitim ve bilim kurumları giderek yoksullaşmakta ve yok olmaktadır.
Teknik eğitim düzenlenmemiş bir ülke atardamarları olamayan bir sanayi doğurmaktadır. Yerli-yabancı Finans-Kapitalistlerle (Parababalarıyla) Tefeci-Bezirganların zalimlere ucuz iş gücü yetiştirmenin bir adım ilerisine gidememektedir.
Bu çalışma yabancı yayınları aşırmalarla rızıklanan kürsü ötülgenliği yerine, memleketimizin yerüstü, yeraltı, insan, hayvan bütün varlıklarını inceleyerek, Ekonomi ve üretim şartlarımızı geliştirmeye fiilen yarar ORİJİNAL emeği geçirecek; lâboratuarını tarlalarımıza ve atölyelerimize bağlayarak BİLİM YAPMA görevini endüstriyel kalkınma hamlemizle taçlandıracak DEVRİMCİ teknik eğitim modeli için hazırlanmıştır..
Çalışma oluşturulurken 2 bölümde incelenmiştir.
1- Meslek liseleri :İlköğretim çağından sonra öğrencileri mesleğe ve yüksek öğretime hazırlayan en az dört yıl öğrenim veren ortaöğrenim kurumları
2- Mühendislik ve Mimarlık Fakülteleri ;(Eğitim, deneyim ve uygulama ile edinilen matematik ve doğa bilimleri bilgisinin, doğal güç ve kaynakların insanlık yararına ve sürdürülebilirlik ilkeleri dikkate alınarak, mühendislik etiği gözetilerek kullanılması için yöntemler geliştiren kişiler yetiştiren kurumlar)
Yatırımlar arasında en önemli, en maliyetli ve en uzun vadeli yatırımın insana dönük yatırım olduğu söylenebilir. Mesleki eğitimi, basit manada bireyi bir mesleğe götüren eğitim şeklinde tanımlayabiliriz.
TÜİK verilerine göre işsizlik oranının %15, genç nüfusta işsizlik oranının ise %27 seviyelerine yaklaştığı, üniversite mezunu işsiz sayısının 1 milyonu aştığı ve Türkiyede her 4 işsizden 1inin üniversite mezunu olduğu bir ortamda, sektörel beklentinin analizi yapılmadan ve istihdam politikaları belirlenmeden açılan yeni bölümler ve artan kontenjanlar işsizliği iyice körüklemektedir. İşsizlik “ÜMMÜLHABÂİS=KÖTÜLÜKLERİN ANASI”dır.
Topluma ve millete yararlı, sağlıklı, nitelikli bireylerin yetiştirilmesi kuşkusuz ki sağlıklı ve nitelikli ortamlarda gerçekleştirilebilir. Bireylerin eğitildiği ve yetiştirildiği yerler sırasıyla bireyin ailesi, çevresi ve okuludur. Bunun sağlanabilmesi Halkçı politikalar ve halkçı bir eğitim sisteminden geçmektedir.
Tarihin ve toplumun gelişimi rastgele olmaz. Belirli güçlerin toplumsal koşullar içinde gelişimi şeklinde tarih gelişir. Tarihi devindirici güçlere: Üretici güçler diyoruz. Bunların içerisinde mesleki eğitim önemli bir yer tutmaktadır.
Kapitalizmle insanlık 7 yılda, bazen 7 ayda öyle şeyler yaratır ki, onları vaktiyle 7 bin yılda bulamamıştır.
Gelişmiş ülkeler arasında yer almak, onlarla bütünleşmek isteyen Türkiye’nin elindeki en önemli kaynak, genç ve dinamik bir nüfus yapısına sahip olan insan gücüdür. Başarılı bir mesleki ve teknik eğitim sistemine sahip olmak, toplumun geleceği bakımından kritik bir öneme sahiptir. Mesleki ve teknik eğitimin yüzü hem okul hem iş tüm hayata baktığı için bireylerin bütün yaşamının tamamlayıcı bir parçasıdır. Modern (Finans-Kapitalist) ve Antika (Tefeci-Bezirgân) Parababalarının gözleri bu okullardan çıkan ucuz işgücüne çevrilmiş durumdadır. Teknik eğitim almış bireylerin , Halkçı insanlığın yararına bireyler olarak yetişmesi yerine yerli ve yabancı parababalarının ucuz işgücü köleleri haline gelmelerinin önüne geçilmelidir.
Eğitimde fırsat eşitsizliği daha ilkokulda başlamaktır. Bu aslında sınıf ayrımına dayalı olan bir eşitsizliktir. İşçi ve emekçi daha en baştan niteliksiz içi boşaltılmış ilkokullara gitmek zorundadırlar. Sonrasında devam edilen 4 yıllık meslek liselerinde gerçek bir eğitimden söz etmek mümkün değildir. Bu okullarda gençliği yozlaştıran, bilincini tümden körelten, serseriliğe iten, sorunlu hale getiren sözde bir eğitim anlayışı geçerlidir. Bu okullardaki gençler, düzenin ayrımcı eğitim politikaları doğrultusunda sürekli bir aşağılanma ve horlanma duygusuyla yetişmektedirler. Amaç, geleceğin fabrika işçisini düzenin ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirmektir. Özgüveni sürekli yıkıma uğramış, dışlanmışlık duygusunu içselleştirmiş genç işçiye aslında patronu, müdürü, amiri karşısında kolayca boyun eğen, onları üstün gören bir kişilik aşılanmaktadır.
Mesleki eğitimde bütün aşamaları tamamlayan genç işçiyi sonunda bekleyen akıbet ise dünyanın nispeten az gelişmiş ülkelerindekinden pek farklı değildir. En büyük sorun iş bulamamak ve işsizliktir. Bunun ardından gelen ikinci seçenek, geçici sözleşmeli bir iş bulabilmektir. Giderek yaygınlaşan taşeron ve kiralık işçilik sisteminin kölesi olmak, genç işçiyi bekleyen diğer bir seçenektir. Mesleki eğitimi bitirmiş genç işçiler çoğu zaman iş bulamazlar. Mesleki eğitimi görüp de staj yaptığı işyerinde işçi olarak çalışan gençler şanslı sayılmaktadır. İşçi olarak devam etseler bile, iş sözleşmelerinin geçici süreli olması genç işçilere hiçbir zaman rahat vermez.
Bütün bunların oluşmasının iki nedeni bulunmaktadır. Meslek liselerinde olan bu durum mühendislik fakültelerinde de pek farklı değildir.
Meslek liselerinden mezun olan bir öğrencinin mühendislik fakültelerine yerleşmesi neredeyse imkânsız durumdadır. Bu şu anlama geliyor; eğitim programı doğrudan bu bölümlere yönelik olan ve üniversite sınavına yönelik bir ders programına sahip olmayan meslek liselerinden mezun “yetenekli” öğrencilerin, aldıkları eğitimler doğrultusunda yükseköğretim kurumlarına yerleşmesi zorlaştırıldı.
Matematik, Fizik ,Kimya ,Biyoloji, Edebiyat gibi derslerin sayısının sınavlarda başarılı olmak için yeteri kadar verilmediği meslek liselerinden mezun olan öğrenciler direkt olarak politik olarak yerli ve yabancı parababalarına ara eleman olarak sunulmaktadır.
Meslek liseleri bir ülkenin ekonomik gelişmesinde en büyük katkılardan birini sağlayan kurumdur. Bireye bir meslek kazandırmayı amaçlayan, nitelikli insan gücünü yetiştiren bu okullar yukarıda belirtilen sanayideki gelişimin sağlanmasında en temel taşlardan birisidir. Meslek liselerinin en önemli işlevi, bir yandan toplumsal kalkınmayı sağlayacak insan gücünü yetiştirmek, diğer yandan da onları sosyal ortamlarda gereksinimleri karşılayacak teknik becerilerle donatmaktır.
Meslek okullarında okuyan öğrencilerin nitelikleri, mesleklerini seçme nedenleri, okullarına isteyerek gelmeleri vb. gibi nedenler meslek okullarından daha kaliteli meslek insanlarının yetişmesine engeldir.
Meslek liselerinde ve üniversitelerde bölümlerin seçilmesine bakıldığında akademik hayatlarını tamamladıktan sonra işsizler ordusuna katılma korkusu yer almaktadır. Her düzeyde yetişmiş ve yeterli insan gücü potansiyeline ulaşabilmek için yapılacak çalışmaların mutlaka mikro ve makro düzeyde planlanması gerekmektedir. Batılı Emperyalistler, ülkemizin sanayice gelişmesini istemezler. Çünkü kendilerinin açık pazarı, ucuz hammadde kaynağı olmamızı ve halkımızın geri teknikle binbir zahmetle ürettiği ürünlerimizi yok fiyatına alıp götürmek isterler… Ayrıca dış pazarlarda kendilerine rakip olmamamız için de bizi Ortaçağ karanlıklarında tutmak isterler.
İnsanların en temel yaşamsal faaliyeti üretimdir. Toplumların temel ilişkisidir, yapı taşıdır üretim. Eğitim ve üretim birbirinden ayrıldığı, koptuğu anda insanlar; üretim ilişkilerinden ve üretim sürecinin tamamından alıkoyulup tek yönlü, ezberci bir eğitim anlayışıyla yetiştirildiğinde, kapitalizm için sağmal koyun sürüsüne dönmüş demektir.
Parababaları, iktidarı ellerinde tuttuklarında kafa emeği ve kol emeğini birbirinden ayırırlar. Çünkü üretim sürecinin tümüne hakim işçiler, Parababalarının sınıfsal egemenliğine yönelik tehdit oluştururlar. Bu yüzden üretim sürecinden kopartılmaları, sadece Parababalarının istediği şeyleri, parababalarının istediği şekilde öğrenmeleri gerekir. Parababaları için sorgulayıcı, üretken olmak gereksiz ve tehlikelidir. Bu sayede bir işçi, işveren karşısında ses çıkartamaz konuma gelir.
Çünkü yapabildiği, daha doğrusu yapmayı öğrendiği tek bir işi vardır: Charlie Chaplin’in bir filminde, işi sadece vida söküp takmak olan işçi gibi. Yapılan iş buna indirgenince böyle bir işçinin milyonlarca işsiz alternatifi olur. İşveren bundan çok yararlanır. Ücretleri düşük tutmak, sendikal örgütlenmeyi engellemek vb. … İşveren için önemli olan işi kimin yaptığı değil, işin yapılmış olmasıdır. Yani ya okuyacak, defterde, kitapta yazanların fotokopisini çekip beynine zımbalayacaksın, ya da avucuna vidaları doldurup başını öne eğecek, çalışacaksın. Düşünmeyecek, sorgulamayacak, sadece çalışacaksın…
İşte bu bilimsellikten uzak, ezbere dayalı eğitim sisteminin karşısında biz sosyalistlerin kararlıca her dönem savunduğu şey Politeknik Eğitimdir.
Nedir politeknik eğitim?
Marks’ın formüle ettiği, ilk kez 1917 Ekim Devrimi’yle pratikte hayat bulan politeknik eğitim, en basit tanımlamayla; çok yönlü eğitimdir. Eğitim ve üretimin, kafa ve kol emeğinin iç içe geçmesidir. Üretimin bilimsel temellerini bire bir uygulama aracılığıyla öğrenmektir. Örneğin bir makinenin parababalarının işine geldiği gibi sadece nasıl kullanıldığının değil, çalışma prensiplerinin, nasıl yapıldığının yani “mantığının” da kavranmasıdır. Bu sayede öğrenci doğa bilimlerini, toplumsal bilimleri üretimle perçinlemeyi, hayatın gerçekliğine yansıtmayı öğrenir.
Endüstri meslek liseleri ve bir üst aşaması mesleki eğitim fakülteleri birbirinden ayrılamaz bir bütün şeklinde düşünülmelidir.Mesleki eğitimde bilimcil bir şekilde yaklaşım icra edecekleri meslek ile ilintili tüm makine, teçhizat, laboratuar gibi gereksinimlerinin karşılanması ve dünyada kullanılan tekniklerin
uygulanması gerekmektedir.
Politeknik terimi, Yunancadan türetilmiş olup, “çok yönlü teknik ve beceri” anlamına gelmektedir. Politeknik eğitim, öyle bir eğitim biçimidir ki, bütün üretim alanlarının ana ilkelerini tanıtır ve yetişen gençlere bütün üretim dallarındaki basit araçların kullanılabilmesi olanağını verir. Politeknik eğitim ile kafa ve beden çalışması arasındaki ikilik ortadan kalkar. Teori ve pratik bütünlük içindedir ve okul, iş yaşamına ve toplumsal yaşama karışır. Üretim sürecine bilinçli olarak katılıp bu sürece egemen olan, yönlendiren bir toplum yaratılır. Küba Devrimi’nin Önderi Fidel Castro’nun dediği gibi, “Öğretimle, üretken çalışmayı kaynaştırma olgusunun tek gerçek komünist eğitim biçimi olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Başka yolu da yoktur. Kimse karada yüzmeyi, denizde de yürümeyi öğrenemez.”
Ülkemiz üzerinden gidecek olursak; eğitim, yıllarca süren bir sınav maratonudur ve bu maratonun sonunda herkes sıralamasına razı gelir. Öğrenciler (yarış atları) maddi olanakları çerçevesinde bu maratona hazırlanır. Öyle ki bu süreç hayatının dönüm noktasıdır ve dünya yerinden oynasa da o sadece yarışın sonuna odaklanır. Sonucunda da alabildiği puan, yerleşebildiği bölüm neyse eğitimi, gelişimi sadece ona yönelik olur, sadece o meslek üzerine yoğunlaştırılır.
Politeknik eğitimde ise çocukluktan itibaren yeteneklerini açığa çıkartması ve yetenekli olduğu alana yönelmesi sağlanır. Tabiî bu süreçte eğitim sadece mesleki olmaz. Sanat, spor, toplum ve doğa bilimleri de hayatın birer parçası olarak eğitim sürecine dahildir. Sürecin sonunda, hangi meslekten olursa olsun, insanlığın sorunlarına kafa yoran, çözüm üreten yetkinlikte insanlar yetişir. Devrimler Kartalı Lenin Usta, devrimden sonra Sverdlov Üniversitesi’nde verdiği bir konferansta “gençlere bazı popüler kitaplar okutup, bazı sloganlar öğretmekle yetinilirse bunun komünizme zararlı olacağını, meslek öğretirken aynı zamanda insanlığın yaratmış olduğu bilgi birikimini, insanlığın bütün kültürünü de öğretmeyi hedeflemek gerektiğini” söylerken, kastettiği tam olarak budur.
Mesleki eğitim kurumların seçmiş oldukları alanlarda teknolojik güncel tekniklere dayalı olarak eğitim yapılmalıdır. Meslekler gelişen teknoloji sayesinde sınırlarını aşmakta , hayal gücünü bilgisayar ortamlarına aktarabilmektedir. Özellikle Mekanik mühendislik dallarında ve yapı sektöründe 21 yüzyılda gelişen teknoloji ile birlikte meslek sahiplerinin öğrenmesi gereken bilgisayar programları vardır. Artık her mühendisin kendi dalına uygun programı öğrenmesi şarttır.
CAD(Bilgisayar Destekli Tasarım) CAM(Bilgisayar Destekli İmalat) CAE(Bilgisayar Destekli Mühendislik)PLM(Süreç Yönetimi)BIM(Yapı Bilgi Modellemesi) vb.
Mesleki eğitim kurumlarındaki makine teçhizat ve donanımların bu yazılımlara uygun olması gerekmektedir. Bilgisayar destekli tasarım ve üretim yazılımlarının Türkiye’de üretilmesinde gelişen teknolojiye ülkenin ayak uydurması bakımından önem arz etmektedir. Makina ve teçhizatlar güncel teknolojilere uygun olmadığı taktirde mesleki eğitim kurumlarından mezun olan gençlerin sahip oldukları teknik bilgilerin yetersizliği en büyük güncel sorunlardandır. Üretim araçlarını üretebilecek teknik donanıma sahip olmak en önemli hedef olarak belirlenmeli ve tüm teknik içerikler buna göre hazırlanmalıdır.
Ülkemizde mesleki eğitim açısından en büyük eksiklerden bir tanesi ders programlarını hazırlayan mesleki bir komitenin olmamasındandır. Tüm mesleki eğitim kurumlarında güncel olarak kullanılan üretim tekniklerine, malzeme bilgisine, güncel mühendislik disiplinlerinin teknolojik gereksinimlerine uygun bir program hazırlanmalıdır. Bu program dahilinde Teknik Eğitim Kurumları’ndaki eğitmenler yetiştirilmesine olanak sağlanmalı , bunun doğrultusunda eğitimler verilmelidir. . Özellikle Endüstri 4.0 ların IOT (Nesnelerin İnterneti),
Yapay zekaların konuşulduğu , hızlıca insansız üretime geçmek için hız kesmeden yol alan dünyada buna ayak uyduramayan bir ülke yok olmakla karşı karşıya kalacaktır.
Mesleki disiplinler iç içe geçmiş ve her biri mühendislik disiplini birbiri ile çalışmaktadır. Artık her mühendisin kendi dalına uygun programı öğrenmesi şarttır.
Nitelikli ve iyi eğitim alabilmek yurttaşlık hakkıdır. Eğitim her aşamada eşit, parasız, bilimsel, demokratik ve laik olmalıdır. Meslek eğitimindeki tüm ihtiyaçları karşılamak devletin görevidir. Bunun için Eğitim hizmeti kamusallaştırılmalıdır.
Genel bütçeden eğitime aktarılan pay yeterli seviyeye getirilmeli ve üniversite bütçelerinde bilimsel araştırmalara ayrılan pay artırılmalıdır.
Makinalaşma, robot teknoloji ve yapay zekanın dayatması olarak hızlıca insan işgücünün azalması özellikle yerli ve yabancı parabalarının en istediği şeydir. Bunu 1991’de geleceğin fabrikasını tarif etmek için, Amerikalı düşünür Warren G. Bennis ‘in açıklamasından anlayabiliriz. “Geleceğin fabrikasında yalnızca iki adet canlı olacaktı: Bir köpek ve bir insan. Geleceğin fabrikasında insanın görevi fabrikadaki köpeği beslemek, köpeğin görevi ise insanın fabrikadaki makinelere yaklaşmasını engellemek olacaktı.”
Ezberci eğitim yerine öğrenmek, verileri kabul etmek yerine araştırma yeteneğini geliştirmek, teknik eğitim yanında sosyal ve kültürel eğitimleri de tamamlamak, eğitimde sorgulayan, düşünen, dayanışma duygusuna sahip, bilimsel kriterleri önemseyen, aydınlanmış öğrencilerin yetişmesi en temel amaç olmalıdır. Şayet bunları yapamazsak sadece yerli ve yabancı parabalarının makinalarının bakımlarını yapacak makinalarında çalışacak düşünme yetisinden yoksun köleler yaratırız.
Tüm dünyada mimarlık, inşaat mühendisliği, makine mühendisliği elektrik mühendisliği, elektronik mühendisliği, harita mühendisliği gibi mesleki disiplinler birlikte çalışmaktadır. Bir yapıyı düşünelim ; şehir planlamacının planlamış olduğu yere bir bina yapılacak, mimar yapıyı tasarladı, inşaat mühendisi mühendislik disiplinine göre tüm inşaatı yaptı, makine mühendisi havalandırma, ısıtma, tesisat vb işlemleri gerçekleştirdi.Elektrik mühendisi elektrik tesisatlarını tamamladı. Bütün bu disiplinlerin birlikte çalışabilmesi için standartların oluşturulması gerekmektedir. Yoksa hepsi kendi başına bunu yapmaktadır. Türkiye’de meslek eğitimin tam olarak çalışabilmesi için Türkiye’de mesleki disiplinlerde kullanılacak standartların oluşturulması gerekmektedir. Tüm teknik eğitim okullarında tamamen Türkçe mesleki eğitim dokümanlarının oluşturulması şarttır.
Mesleki eğitim kurumlarında eğitim gören her öğrenci ülkede kalkınmanın öngördüğü alanlarda gerek duyulan insan gücünü karşılamak için yetiştirilmelidir. Eğitim sisteminin, sistem içi veya sistem dışı ilişkilerinin değişen koşullara uygulanabilirliğini sağlayıp dengede tutabilmek üzere, söz konusu denge gereklerini saptayarak bunları sürekli biçimde gerekli doğrultuya yönelten bir eğitim programı olmalıdır.
9 Temmuz 1961 tarihinde kabul edilen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 41. Maddesinde; “İktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmayı gerçekleştirmek; bu maksatla milli tasarrufu arttırmak, yatırımları toplum yararının gerektirdiği önceliklere yöneltmek ve kalkınma planlarını yapmak devletin ödevi olarak kabul edilmiştir”. denilmektedir.
Yine Anayasamızın 129. Maddesine göre “İktisadi, sosyal, kültürel kalkınma plana bağlanır. Kalkınma bu plana göre gerçekleştirilir”. hükmü bulunmaktadır. Dolayısıyla, mesleki teknik eğitimin gelişmesi ve istenen düzeye ulaşması için kalkınma planlarında yer alan politikalar büyük önem arz etmektedir.
İnsan gücünün yetiştirilmesi ve verimliliğin yükseltilmesi amacıyla eğitime ayrılan kaynakların arttırılması ve bu kaynakların akılcı bir şekilde kullanılması sağlanmalıdır.
Öğretim yöntemi ve teknikleri, eğitim programları ile eğitim materyalleri halkçı,özgürlükçü ve demokratik bir olgu çerçevesinde tekrar hazırlanmalıdır. Eğitimin niteliğini arttırılmalı ve yaygın hale getirilmelidir. Eğitimin her kademesinde teknoloji destekli eğitim yapılmalıdır, bilgisayar destekli eğitim geliştirilmeli yaygınlaştırılmalıdır.Yerel bir tasarım üretim yazılımı yapılıp geliştirilmelidir.Sürekli eğitim baz alınarak mesleki eğitim okullarından mezun dahi olunsa ileri dönemlerde gelişen teknolojiler ve gelişmeler ile ilintili kitle eğitimleri ve uzaktan öğretimlerle süreklilik sağlanmalıdır.
Politeknik eğitim modelinde yaratılmaya çalışılan ; problem tanımlayabilen, neden sonuç ilişkisi kurabilen,tümdengelim ve tümevarım yapabilen, gözlem yapabilen ,varsayım kurabilen bireyler yetiştirilmesidir.
Politeknik eğtim modeline göre eğitim alan bir meslek eğitim mezunu müzakere yeteneğine sahip, takım çalışmasına açık ,eleştiri ve özeleştiri yapabilen bir birey olacaktır.Buda halkçı ve insanlık için faydalı bir vatandaş olmasını sağlıyacaktır.
Kendi mesleklerinden kurum kuruşlarda örgütlenmeleri sağlanarak eğitim aşaması dahil hem mesleki dayanışmayı hemde gelişmelerine olanak sağlanmalıdır. Gerek eğitim-öğretim süreci gerekse iş yaşamı sürecinde akreditasyon kavramı ele alınarak, diplomaların yanında yaşam boyu eğitim olgusu bağlamında meslek içi eğitim sürecindeki belgelendirme-sertifikasyon süreçleri oluşturulmalıdır..
Öğrenciye müfredata bağlı içerik nakliyle eğitim vermek yerine, köy enstitüleri eğitim modelinde olduğu gibi öğrenciyi merkeze alan ve öğrencinin kendi kendine öğrenebileceği ortamların kurgulanması gerekliliktir.
Meslek mevzuatının yanı sıra genel hukuk, iş hukuku, hukuk okur-yazarlığı, ekonomi, proje yönetimi, raporlama ve sunum teknikleri gibi konuların da eğitim-öğretim programları kapsamında etkin olarak ele alınmalıdır.
Bilimde, teknolojide, mühendislikte, tarımda, sanayide yapılan ve yapılacak olan tüm çalışmaların ve politikaların öncelikle insan, toplum, doğa ve halkın yararı gözetilmelidir.
Halkçı Mühendis ,mimar ve şehir plancıları olarak “eğitim üretim içindir” kuralından hareket ederek gençlerimizin ,ilerideki meslektaşlarımızın en ileri teknoloji ile donanmış, kamusal çıkarlarını bireysel çıkarların önüne koyabilmelerini sağlayacak eğitim ve öğretime Kavuşmaları için mücadele edeceğimize söz veriyoruz. Ülkemizin bu zor günlerinde göze battığı gibi Endüstri Meslek Liseleri, sağlık meslek Liseleri, Tarım liseleri geliştirilmeli ve topluma yararlı olmaları sağlanmalıdır.
Halkçı Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları


Devamı

1 EYLÜL SAVAŞ GÜNÜ!!!

Yazar: Nezih Gençler*


İşverenlerin işçilere karşı her türlü baskı ve kısıtlamayla sürdürdükleri sınıf savaşı bütün şiddetiyle devam ederken,

köy emekçileri ve az topraklı köylüler, tarımın ve hayvancılığın yokedilmesiyle açlığa mahkum edilip şehirlere püskürtülerek tümen tümen işsizler ordusuna katılırken,

kamu çalışanlarımız devlet köleleri yapılmak istenirken,

küçük ve orta tabakalar hızla işsizleştirilip yoksullaştırılırken,

BÖLGEMİZDE SİYONİST VE EMPERYALİST KATİLLERİN İNSAN AVI SÜRERKEN... EMPERYALİSTLERİN İŞBİRLİKÇİSİ ÇAPULCULAR "DOLAR-U EKBER" DİYE TAKLA ATARKEN... SIRA SURİYE'DEYKEN... ORTADOĞU'DA VE TÜM DÜNYADA İNSANİ BİRLİK VE DAYANIŞMA ADINA NE VARSA YOK ETME ÇABALARI FÜTURSUZCA DEVAM EDERKEN...

hangi barıştan, hangi 1 Eylül'den söz edilebilir?

SÖMÜR-EZİYE SON VERİNCEYE KADAR, ÜRETİM ARAÇLARINA, İŞYERLERİNE, BANKALARA, HOLDİNGLERE, FABRİKALARA, TOPRAKLARA SAHİP OLAN BİR AVUÇ PARABABALARININ TÜM İNSANLIĞI İŞSİZLİĞE VE AÇLIĞA MAHKUM ETTİĞİ SİSTEMİ DEĞİŞTİRİNCEYE KADAR; TARİH-DOĞA-İNSAN GASPINI VE ÇAPULUNU SONLANDIRINCAYA KADAR, GERİ DÖNÜŞSÜZ NİHAYİ BARIŞ VE KARDEŞLİK TOPLUMUNU KURUNCAYA KADAR YAŞAM DÜŞMANLARINA KARŞI YAŞAM SAVUNUCULUĞU SAVAŞIMIZ HER ALANDA VE TÜM MADDİ-MANEVİ SİLAH VE ARAÇLAR KULLANILARAK SÜRECEKTİR...

BU; BİZLERİN KEYFİ BİR TERCİHİ YA DA İSTEĞİ DEĞİL, ONURLUCA VE İNSAN OLARAK YAŞAYABİLMEMİZİN, İNSAN KALABİLMEMİZİN YAŞAMSAL ZORUNLULUĞUDUR.
Devamı

İP'den Vatan Partisi olmaz...

Yazar: Nezih Gençler

İşçi Partisi yöneticilerinin partilerinin isimlerini Vatan Partisi olarak değiştirmeye kalkması, bilmeyerek de yapılmaya kalkılsa, tarihi bir kalpazanlıktır. Bu
girişime derhal son verilmelidir...
Vatan Partisi; tüzüğüyle, programıyla, amblemiyle, geleneğiyle tarihi bir gerçekliğimizdir, özgündür... Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve yoldaşları tarafından 1954'de ilgili kurumlara bildirimi yapılarak resmen de kurulduğu duyurulmuştur...
Vatan Partisi; Dr. Hikmet Kıvılcımlı önderliğinde bilimsel sosyalizmin duygu, düşünce ve davranış bütünlüğüyle oluşturulmuş bir yaşam biçimi projesi; doğaya, insanlığa uyumlu bir yaşamın savunulması zorunluluğunun hayata geçirilmesi programıdır... Birkaç cümleyle özetlenemeyecek ayrıntı ve küçük ama yaşamsal derecede önemli yapı taşlarından oluşan bu duygu, düşünce ve davranış bütünlüğü proje ve programının adı olan Vatan Partisi adı alınıp, coğrafyamızın bir başka tarihi gerçekliği olan, kendine has çok farklı düşünceleri ve davranış biçimleri gelenekleşmiş başka bir grup ya da eğilimin başına geçirilemez.
Bildiğimiz "elma"ya "bugünden itibaren "armut" denemez... Demeye kalkılabilir. Ama ne elma armut olur ne de armut elma... Bunu, elmaya armut demeye kalkanlar da aslında bilirler...
Peki amaçları nedir? Cisim aynı olduğu halde neden böylesine bir isim değiştirmeye kalkarlar? Kendilerini, aslında olduklarından farklı göstermek için mi? İnsanlarda zaten son derece yaygınlaştırılmış olan kavramlar ve süreçler kargaşasına yeni boyutlar eklemek için mi? Kendilerini kandırmak için mi? Başka ne işe yarayacak ki? Kimi kandıracaklar? Farz edelim ki bir süre kananlar oldu. Daha sonra herkes elmanın elma, armudun da armut olduğunu fark etmeyecek mi?
İşçi Partisi'nin adını değiştirerek Vatan Partisi yapmasına karşı durmak herkesin insanlık görevidir. İşçi Partisi içindeki iyi niyetli insanlara da buradan sesleniyoruz. Buna siz de karşı durun. Hiçbir toplumsal fayda sağlamayacak olan, tam tersine isim zorlamasından öte, halkı kandırmaya kalkmak ve kalpazanlığa çanak tutmak demek olan bu girişimi bir an önce durdurun.
Bizler bu kargaşanın, karmaşanın, haksızlığın, ruhsuzluğun... gerçekleşmemesi için yasal ve meşru her türlü yol ve araçla mücadele edeceğiz.
Devamı

16 ŞUBAT 1969 KANLI PAZAR KATLİAMININ YILDÖNÜMÜNDE DURUM


Yazar Vatan Postası  







Devamı

4 ŞUBAT'TA GÖREV BAŞINA: «HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN 'DİLSİZ ŞEYTANDIR'» HADİS-İ ŞERİF


Yazar Derleyen Vatan Postası









“SUSMA!.. SUSTUKÇA SIRA SANA GELECEK!..”
"ÖRGÜTLÜ BİR HALKI HİÇ BİR KUVVET YENEMEZ!..
Avukatlar, hâkimler, savcılar size de sıra gelecek… Gelecek nesillerin yaratıcısı olan öğretmenler, size de… Ülkenin dört bir yanında alın teriyle parasını kazanan işçi sana da sıra gelecek… Esnaflar, çiftçiler, topraksız köylüler (hatta işsizler) sıra size de gelecek… Eğer siz koyun olursanız, gelip sizi gütmek isteyen de çok olur haliyle… Artık haykırmanın zamanı gelmedi mi?..



Devamı

TEKEL SİGARA FABRİKALARI KAMULAŞTIRILMALI

Yazar Tayfun Özkaya

tayfun.ozkayaTekel’in özelleşmesinin Türkiye’nin yarı sömürgeleşmesi yönünde büyük bir adım olacağını söylemiş idik. Ne yazık ki, öyle oldu. Sigara fabrikalarının biri hariç hepsi kapatıldı. Tekel işçileri ölümüne direniyor. Yeni yılın başlaması ile tütün fonu denilen ve şark tipi tütün üretimimizi bir parça da olsa koruyan “tütün fonu” sektörde yoğun kullanımı olan homojenize tütün, şişirilmiş tütün, şişirilmiş damar gibi yarı mamullerde ve sigara, puro gibi nihai ürünlerde kaldırıldı...



Devamı

F. WILLIAM ENG DAHL İLE "ÖLÜM TOHUMLARI" ÜZERİNE*


Yazar Gıda Hareketi  


 Obama projesinin arkasında duran elitlerle



Bush'u başa getirenlerin aynı çevreler olduğu unutulmamalı.



Dünyanın geri kalanının onların politikalarından uzaklaşmaması için



ABD'nin daha yumuşak bir mesajla yola devam etmesi gerektiğine karar verdiler.



Jeopolitik bir silah olarak TOHUM...


Devamı

EKMEK, BARIŞ, ÖZGÜRLÜK İÇİN DEMOKRASİ VE HAKLAR MİTİNGİ 17 OCAK PAZAR GÜNÜ

Yazar vatan postası

•İşsizliği ve esnek çalışma biçimlerini;



•“Kiralık İşçilik” düzenlemesinde ısrar edilmesini;



•Kıdem tazminatı hakkına göz dikilmesini;



•İşçileri köleleştirmeye yönelik 4/C ve benzeri uygulamaları;



•Taşeronlaşma ve kayıt dışı ekonomiyi;



•İşsizlik Sigortası Fonu’nun amacı dışında kullanılmasını; ...



Devamı

FARC-EP MERKEZ KURMAY HEYETİ SEKRETERYASI: KOLOMBİYA'NIN ONURLU ASKERLERİNE


Yazar sendika.org



(ORTADOĞU'DA HALKLARI İÇİN MÜCADELE ETTİKLERİNİ SÖYLEYENLERİN KULAKLARINA KÜPE OLSUN)



KOLOMBİYALI ASKERLERE ÇAĞRI



Devamı

NEZİH GENÇLER: KRİZ; CAN ÇEKİŞEN SİSTEMİN TA KENDİSİ

Yazar: Nezih Gençler

KRİZ BAHANE. AMAÇ; ÖLÜMÜ GÖSTERİP HALKI AÇLIĞA VE KÖLELİĞE RAZI ETMEK

Sistemin doğası gereği yaklaşık her on yılda bir yaşanan ve adına “kriz” denen depremler, yaşam düşmanı holdinglerin ve işverenlerin gasp ve talan eğilimlerinden kaynaklanan can çekişme belirtileri. Kendi banka, holding ve şirketlerinin yollu-yolsuz çıkarlarını büyük insanlığın açlığı ve işsizliği pahasına sınırsızlaştırmaya çalışan bir avuç azınlık, toplumsal değerlerin büyük bir kısmını gasp ediyor. Halk, kendisine bırakılan artıklarla açlık sınırında yaşam savaşı verirken, en temel yaşamsal gıda-giyim-barınma araçlarını bile tüketememeye mahkum oluyor. Tüm o toplumsal değerleri üretenler, bir günde harcadıkları işgüçlerini ertesi gün yeniden üretebilmek için gerekli olan temel beslenme-giyinme-barınma madde ve araçlarını tüketemiyorlar. Çünkü işgüçlerinin sözde karşılığı olarak aldıkları asgari-azami ücret ile temel yaşamsal madde ve araçlardan yeterince satın almaları imkansız...



İnsan neden üretir? Yaşamayı sağlayıp geliştirmek için. Yani üretim ve tüketim; birbirinin antitezi olan, birbirinden ayrılmaz et ile tırnak. Üretim varsa tüketim de vardır. Olmalıdır. Tüketim varsa üretim de vardır ve olur. Oysa sistem, üretimi olanaklı tüketimi olanaksızlaştırıyorsa, bu süreci her geçen gün yaygınlaştırıp müzminleştiriyorsa; o sistem ya terk edilmelidir ya da o sistem içinde yaşam terk edilir. Bu sistemi sürdürmek isteyen üretim ilişkileri ya da üretim araçları sahipleri artık normal bir toplumsal düzenin temsilcileri olmaktan çıkıp YAŞAM DÜŞMANI güçler haline gelirler. Çünkü böyle bir toplumda büyük çoğunluğun yaşaması her geçen gün olanaksızlaşır. Sollu-sağlı iktisatçılar sistemin dönemsel olarak ya da belirli aralıklarla tıkanıklık yaşadığını söylüyorlar. Bunun kocaman bir yalan olduğu açık-seçik ortada. Çünkü özellikle 20. Yüzyıl başından beri yaşanan süreç göstermiştir ki sistemin kendisi bir büyük krizdir. Yani her 10 yılda bir sistem tıkanıp kriz yaşanmıyor. 19. Yüzyılın ikinci yarısından beri çöken, yok olup yok eden, dünyayı yaşanmaz kılan, geçen yüzyıl iki büyük dünya savaşıyla toplu insan kıyımı yapan, daha sonra da müzminleşmiş bölgesel savaşlarla dünyayı ve insanlığı tehdit eden büyük bir tek “kriz” sürecinin içindeyiz.

Bu sistem çöküyor. Çünkü canlılığın ve yaşamın en temel dayanağı olan üretim-tüketim bütünlüğü parçalanıyor. Büyük insanlığa üretin ama tüketmeyin deniyor. Peki ne olacak üretilenler? Kim tüket(ebil)ecek üretilenleri? Tüketim gücü her geçen gün azalan yani yoksullaşan halk mı? Hadi birkaç gün tüketmeden ürettik diyelim. 5. gün nasıl üreteceğiz işgücümüzü? İşgücümüzü üretemeden nasıl yeniden çalışmaya, üretmeye başlayabiliriz? Değerli yazarımız Çetin Usta’nın dediği gibi: Emekçiye her gün kriz var! Bu sistemin kendisi başlı başına bir kriz.

Peki ne yapmalı? Ürettiğimiz kadar tükettiğimiz, tükettiğimiz kadar da ürettiğimiz, ihtiyaçlarımızı rahatlıkla karşılayabildiğimiz, bir gün önceki üretimde tükettiğimiz işgücümüzün karşılığı olarak hak ettiğimiz kazanımımızla temel gıda-giyim-barınma vs. tüketimlerini rahatça yapabileceğimiz, dolayısıyla bir sonraki üretimlere de katılabilmek için gücümüzü yenileyebildiğimiz bir sistemde ne kriz olur ne de o sistemin kendisi bir büyük krize dönüşür. Peki böyle bir sistemi kurmak çok mu zor? Hayır, hiç de zor değil. Yeter ki hiç değilse ağaçlar kadar yaşama ve türümüzü sürdürme güdülerimizi yitirmiş olmayalım. Gerisi, üretici güçlerin gelişimine yani yaşamın gereklerine ve zorunluluğuna uygun üretim ilişkilerini topluma egemen kılmaya kalıyor.

Bugün bize dayatılan; işsizliğe ve açlığa mahkum bir şekilde üretim yapmamızdır. Yaşam düşmanları bu mahkumiyetimizi “kriz var” diyerek müzminleştirmek istiyor. “Kriz var işten atarım, ben krizden dolayı zarar ettim, sen de ya ucuza çalışırsın ya da işsiz (ücretsiz) çalışırsın (dolaşırsın)” diyor. Mevcut yasaları bile bize çok görüyor. Oysa onların da uymak zorunda olduğu yasalar var, ister krizli ister marizli ortamda…

NEREDEN BAŞLAMALI?

Şu an bir çok sektörde, işverenler, “krizin yönetilmesi” adına işsizlik tehdidi ile çalışan yığınlara sürüleşmeyi dayatmakta.

İşte bu noktadan başlamalıyız doğurup dokumaya, insan olduğumuzu hatırlayıp onurumuzu, işgücümüzü, canımızı, ailelerimizi, çocuklarımızı; kısaca yaşamımızı savunmaya…

İşverenlerin ve onların sollu-sağlı-televoleci-iktisatçı sözcüleri kriz ile yatıp kriz ile kalkıyorlar. Krizin etkisiyle yoğun ve topluca işten çıkarmalardan dert yanıyorlar. Krizi bahane ederek başımızın üzerinde Demoklesin kılıcı gibi sallandırılan işsizlik tehditlerinden korkmamalıyız. Çünkü kolay kolay işten atamazlar. Ayrıca korkunun ecele faydası yok. Hâlâ geçerli olan yasalara göre ister kamuda olsun ister özelde, işveren işyerinin tamamını ya da bir kısmını kapatmadan seni işten atamaz. Kıdem tazminatını verse bile atamaz. Hele seni işten atacağı tarihten 6 ay öncesinden beri işçi alımı yaptıysa hiç atamaz. Atarsa çok ağır para cezaları ödemek zorunda sana. Örneğin kıdem tazminatından başka en az 8 ile en çok 24 aylık ücretin kadar kötü niyet ya da sendikal tazminat ödemek zorunda. Ya da seni tekrar işe almak zorunda. Tabi sen işten atıldığın tarihten itibaren 1 ay içinde işe iade davası açmak zorundasın. Sendikal örgütlenmenin başladığı ya da sendikal örgütlülüğün olduğu yerlerde bu davaların açılması için gerekli dava masrafları sendikalar tarafından karşılanır. Ve dava iş hukukunu iyi bilen sendika avukatları tarafından yürütülür. Bu tip davaların %99’u işçilerin lehine sonuçlanıyor.

Bu gerçeği işverenler de çok iyi bildikleri için işçileri yıldırıp istifa ettirtmek için her türlü yola başvuruyorlar. Çünkü sen istifa edersen hem kıdem tazminatını yakmış oluyorsun, hem dava açma hakkından feragat ediyorsun, hem de işsizlik parasını alamıyorsun. Sık sık bölüm değişiklikleri, işyeri değişiklikleri, işçilerin oturdukları yerlerden uzak yerlerdeki işyerlerinde çalışmaya zorlanmaları, keyfi uygulamaların sıklaştırılması, tutanaklar, savunmalar, hırsız, yalancı, dolandırıcı suçlamaları… Kalite kontrol halkaları, şeflik, usta başılık, takım liderliği … İşçileri kariyer peşinde koşturmak, birbirlerini ispiyonlamaya itmek… Yağcılık mekanizmalarını yaygınlaştırıp kurumsallaştırmak… “Bak usta, bizde böyle, beğenmiyorsan basar istifayı gidersin! Ben seni atarsam iş bulamazsın. Ama sen istifa edip gidersen sana referans olurum!” diyorlar. Asla istifa ederek işten ayrılma. Tüm bu baskı ve yalanlar, sömürü ve talan düzenini işsizlik ve kriz yönetimleri ile sürdürmeye hizmet ediyor. Ne kadar çok işsiz olursa, çalışanlar da daha şiddetli kölelik şartlarına mahkum edilebilir.

Savunma barikatımızı buralardan başlamalıyız kurmaya. Onun için de ailelerimizden, kardeşlerimizden bile daha fazla beraber olduğumuz işçi kardeşlerimizle işyerlerinde birlik-dayanışma-kardeşlik grupları ile işten atılmalara, baskılara, böl-yönet oyunlarına hazırlıklı olmalıyız. Sadece işyerinde değil hayatın her alanındaki sorunlarımızı paylaşıp birlikte çözüm yolları için yardımlaşmayı gelenekleştirmeliyiz. Bunu her şeyden önce kendimiz, eşlerimiz, çocuklarımız için gerçekleştirmeliyiz. İşyerinde dürüst, kişilikli arkadaşlarımızla kuracağımız bu birlik ve dayanışma grupları ile; kendine güvenemeyen, işverenin gücüne karşı hiçbir şey yapılamayacağına inanan, baskı ve tehditlere karşı direnemeyip işten istifa etmeyi düşünen ya da işverene şirin görünerek sorunlarını çözmeye çalışan, hatta yağcı ve ispiyoncu arkadaşlarımızın da zamanla etkilenip işverene dönük olan yüzlerini arkadaşlarına çevireceklerine, “Allah’tan başka tapılacak bir güç olamayacağı”nı anlayacaklarına, kendilerine ve kendileri gibi olan işçi kardeşlerine güvenmekten başka bir yol olmadığını göreceklerine emin olun…

Sendikalı ya da sendikasız, sigortalı ya da sigortasız çalışalım, yaşamımızı savunmak, işimizi savunmaktan geçiyor. Güven, samimiyet, dayanışma temelinde yaşamın savunulması için sendikalı-sendikasız tüm işyerlerinde yaşam savunucularının yaşam düşmanlarına karşı örgütlenmesi zorunludur. Yaşamın savunulabilmesi için işçi kardeşlerimizin duygu, düşünce ve davranış birliğini sağlayabilecek işyeri dayanışma gruplarını oluşturalım.
Devamı

İLKER BELEK: CUMHURİYET VE DEĞERLERİ


Yazar İlker Belek (soL.org)   

Türkiye’de Cumhuriyet, en başından itibaren kendi paradigmatik ilkelerini reddederek, zayıf düşürerek kuruldu. Bugün yaşanan gerilimlerin özündeki gerçek budur.
Devamı

BOLİVYA, VENEZÜELLA, PARAGUAY VE ARJANTİN'DE AYNI TEHDİT (AYNI HAYDUT)


Yazar Guillermo Almeyra   

Bolivya yanıyor. Washington tarafından örgütlenmiş sağcılar korkusuz. Bunlar tarafından tırmandırılan şiddet, iç savaşa doğru gidiyor. Venezüella, Amerika Birleşik Devletleri’nden yönlendirilen, iş çevreleri ve medya destekli askeri bir darbe ile karşı karşıya.
Devamı

BİZ BU FİLMİ GÖRMÜŞTÜK !!!

Yazar Derleme Haber - Vatan Postası   
Montrö Anlaşması’na Rusya sahip çıktı. Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Vladimir İvanovski, basın toplantısı düzenleyip, “Montrö tam olarak uygulanmalıdır” mesajı verdi...
Devamı

ORDU GENÇLİĞİNDEN UYARI

Yazar tsk basın açıklamaları


«... Malum çevrelerce her olay, kanun ve hukuk tanımaz bir şekilde ve insafsızca Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişkilendirilmeye çalışılmakta; temel insan hakları, anayasal teminatlar, "masuniyet karinesi", "adil yargılanma hakkı" gibi en temel hukuk ilkeleri pervasızca ihlal edilmektedir. Mevcut gizlilik ve yayın yasağına ilişkin mahkeme kararları ile ülkenin kanunlarından bu denli sarfı nazar edilmesi, hukuk devleti ve haberleşme özgürlüğü ile açıklanabilecek bir durum değildir. Haklarında yeterli ve etkili bir şekilde işlem yapılmaması veya yapılan işlemlerin caydırıcı olmaması, bu çevreleri maalesef daha da cesaretlendirmektedir... Bu tür sahtekarlıklar ile maksatlı ve gerçek dışı söylemler bilgi kirliliğine yol açtığından...»


Devamı

"NE BU ŞİDDET BU CELAL"

... Geçelim hükümetleri, muhalefetleri; yüksek yargı organları bile, yeraltı ve yerüstü tüm değerler ve ülke açık eksiltmeyle satılırken, egemenlik, sosyal hukuk, sosyal adalet, eğitim, sosyal güvenlik, kamusal çıkarlar yukarda alıntı yaptığımız mevcut anayasaya bile aykırı olarak yok edilirken sessiz kalmayı hatta onaylamayı tercih edebiliyorlar. Tüm bu anayasal ve yasal
Devamı

BUGÜN SUYUMUZA YARIN HAVAMIZA EL KOYACAKLAR

Yazar Balıkesir Demokratik Halk İnisiyatifi - Necdet Bayhan   

kutupayi






KAMUOYUNA



Bugün Dünya Su Günü!



Yaşamın temelini oluşturan, devamını sağlayan ve tarih boyunca insanlığın kaderini belirleyen su ve hava vazgeçilmez birer yaşam kaynağı ve canımızın değerleridir.


Devamı

NEZİH GENÇLER: "BOLİVARCI ALBAY"IN LATİN DERSLERİ; ORTADOĞU HALKLARININ GERÇEK KURTULUŞU...


Yazar Nezih Gençler  

MİNİMA (ASGARİ) PROGRAM, MAKSİMA (AZAMİ) PROGRAMSIZ OLAMIYOR.




YAKLAŞIK 7000 YIL ÖNCE GİRDİĞİMİZ SINIFLI-DEVLETLİ ÖZEL MÜLKİYET SİSTEMİNDEN ÇIKIP YAŞANABİLİR BİR DOĞA VE TOPLUMA GEÇİŞ SÜRECİ İÇİNDEYİZ.




DEMOKRATİK DEVRİM GİRİŞİMLERİ VE BAĞIMSIZLIK MÜCADELELERİ SOSYALİST PROGRAM VE UYGULAMALARDAN AYRI YAŞAMA GEÇEMİYOR.
Devamı