VATAN POSTASI ☰ Bölümler
Kamuoyundan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kamuoyundan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

CHP MURATPAŞA İLÇE BAŞKANI HASAN ŞAHİN: "CUMHURİYET HALK PARTİSİ KADAR BAŞINA TAŞ DÜŞSÜN!"


chpmuratpasaibhs




Ortalık yangın yeri. İnsanlar yaşamak istiyor. Önünü görmek istiyor. İşçiler, emekçiler, küçük esnaf, üreticiler zor durumda. Kime kaç test yapıldığı, bu sürecin nereye gideceğini tahmin etmek oldukça zor.Cumhuriyet Halk Partisi olarak, siyaseti bir kenara bırakıp, vatandaşa nasıl dokunabiliriz, bu süreci en sağlıklı nasıl atlatabiliriz diye çaba harcıyoruz. Belediyelerimiz, AKP’nin yok ettiği sosyal devleti, kendi olanaklarıyla örmeye, vatandaşın derdine derman olmaya çalışıyor.Halkımız canının derdinde iken AKP Genel Başkanı Erdoğan, Genel Başkanımızla CHP ile uğraşma derdinde! Halkımızı kutuplaştırma, ötekileştirme derdinde.Basit bir maske dağıtımını beceremiyorlar.Süreci yönetemiyorlar. Ellerine ayaklarına bulaştırdılar.Genel Başkanımızın dediği gibi;TÜRKİYE YÖNETİLEMİYOR!Yakında korona virüsün sebebi CHP derse şaşırmamak gerek!Cumhuriyet Halk Partisi kadar başına taş düşsün!





HASAN ŞAHİN
CHP MURATPAŞA İLÇE BAŞKANI


Devamı

SOSYAL BİLİMCİLERDEN ÇAĞRI


Dünya ve ülkemiz ciddi bir virüs salgınıyla zor bir dönemden geçiyor. Halkımız yaşama hakkını koruyabilme savaşımı içindedir. Öncelik, ne kadar süreceği belli olmayan bu dönemi en düşük can kaybıyla atlatmaktır. Ancak salgının olumsuz sonuçları bundan ibaret kalmayacaktır. Halkın, yaşam koşullarını bir bütün olarak gören haklı talepleri de zorlu koşullar içinde bir bir ortaya çıkmaktadır.

Biz Sosyal Bilimciler halkın taleplerini kendi önerilerimiz olarak kabul ederek kamuoyuna sunuyoruz.

Bugün tüm dünya sağlığın, eğitimin, temel ihtiyaç maddeleri üretiminin piyasa süreçlerine terk edilmesinin bedelini ödüyor. Artık neoliberal ezberlerin terk edilmesinin; kamuculuk, planlama, toplumsal dayanışma gibi kavramların tekrar benimsenmesinin zamanı geldi de geçiyor. Aşağıdaki talepler listesini meslektaşlarımızın katkısıyla zenginleştirip geliştirmenin, yukarıda ifade edilen anlayış çerçevesinde imzalarınızla topluma bir mesaj vermenin çok anlamlı olacağına inanıyoruz.

Gösterdiğiniz dayanışma için şimdiden teşekkür ederiz.





  • Salgından kaynaklanan
    ekonomik ve toplumsal krizde merkezi devlet, olağandışı bir harcama
    programı tasarlamalıdır. Bu program sadece sağlık harcamalarından ve
    salgın ortamında sade yurttaşlara, emekçilere dönük doğrudan ayni ve
    nakdi desteklerden oluşmalıdır.
  • Acil ve zorunlu mal ve hizmet üretimi dışında bütün işlerin 15 gün süreyle durdurulması acilen değerlendirilmeye alınmalıdır.
  • Tüm işyerlerinde,
    hamileler, yasal süt izni kullananlar, engelliler, 60 yaş ve üzerinde
    olanlar koronavirüs salgını süresince idari izinli sayılmalıdır. 12
    yaşından küçük çocuğu olanlara talepleri halinde ücretli izin
    verilmelidir.
  • En az 14 gün olmak
    üzere, salgın süresince yenilenmek kaydıyla, çalışanlara (yıllık
    izinlerine dokunulmadan) ücretli izin hakkı tanınmalıdır.
  • Tüm işyerlerinde risk
    değerlendirmesi ve acil durum planları yenilenmeli, tüm çalışanlara
    koronavirüs salgını bilgilendirmesi ve eğitimi yapılmalıdır.
    İşyerlerinde koronavirüs testinin yapılması dahil tüm sağlık önlemleri
    arttırılarak azami düzeye yükseltilmelidir.
  • Bütün bunların
    yapılmaması ve/veya işyerinde koronavirüs riskinin ortaya çıkması
    halinde çalışanların “çalışmaktan kaçınma hakkı”nı kullanacakları ve
    üretimi durduracakları ilan edilmelidir.
  • İşten çıkarmalar
    koronovirüs salgını süresince yasaklanmalı, işten çıkarmalar ve ücretsiz
    izinler yerine kısa çalışma ödeneği kullanılmalıdır. Kapanan
    işletmelerde çalışanların ücretlerini tam veya tama yakın almaları
    sağlanmalıdır.
  • Koronavirüs salgını
    süresince bütün işçiler süre koşulu aranmaksızın işsizlik ödeneği ve
    kısa çalışma ödeneğinden yararlanmalıdır. Esnek ve yarı zamanlı
    çalışanlar da bu fondan yararlanabilmelidir.
  • İşsizlik Sigortası
    Fonu’ndaki paralar sadece işsizlik ödemeleri için kullanılmalı, işsizlik
    ödeneğinden ve kısa çalışma ödeneğinden yararlanma süresi ve miktarı
    arttırılmalıdır.
  • Salgın boyunca
    doğalgaz, elektrik, su ve internet ücretsiz sağlanmalıdır. Doğalgaz ve
    elektrikte dağıtım hizmetleri kamulaştırılmalıdır. Yerel yönetimlerin
    temiz ve atıksu başta olmak üzere hizmetlerinin aksamaması için onlara
    merkezi bütçeden daha çok kaynak aktarılmalı, dış borçlanmaları
    konusunda ihtiyaç duyacakları Hazine garantileri verilmelidir.
  • 100’den fazla işçi
    çalıştıran şirketlerde istihdamı korumak amacıyla, bu kuruluşların
    kapanmasına izin verilmemeli, gerekirse kamulaştırma yoluna gidilmeli,
    bu amaçla KİT gibi kuruluşlar eski işletmeci işlevlerini üstlenmelidir.
  • Krizle beraber zora
    giren sivil havacılık, enerji, finans gibi stratejik sektörlerde
    kamulaştırma bir zorunluluk haline geldiğinde tereddüt edilmemeli, bu
    kuruluşlarda özyönetim uygulaması benimsenmelidir.
  • Atıl duruma gelen bazı
    işkollarındaki fabrikaların, solunum cihazları, hızlı sonuç alıcı tanı
    kitleri, maske/filtreli maske ve sağlık çalışanları için koruyucu giysi
    vb. sağlık ürünleri üretimine ayrılması sağlanmalıdır. Bu ürünler
    ücretsiz veya maliyet fiyatlarından sunulmalıdır.
  • Temizlik ve sağlık
    ürünlerinin stoklanması, karaborsası, fiyat artışları mutlaka
    önlenmelidir. Temel gıda maddelerinin temini, gerekirse ücretsiz
    dağıtımı ve fırsatçı zamların engellenmesi kamu otoritesi tarafından
    sıkıca kontrol altında tutulmalıdır. Kolluk güçleri ve gönüllü siviller,
    yaşlı ve riskli nüfusa gerekli gıda ve sağlık malzemelerini ulaştırmak
    için seferber edilmelidir.
  • Sağlık yardımı almakta
    olan 10 milyon dolayındaki “kayıtlı yoksullara” kişi başına aylık net
    500 TL yurttaşlık geliri ödenmeye başlanmalıdır.
  • Öğrenci borçları silinmeli; çiftçi borçları ve ihtiyaç kredileri, faizleri silinerek taksitlendirilmelidir.
  • Devlet hastaneleri ve özel hastaneler ücretsiz sağlık hizmeti vermelidir. Buna uymayan özel hastaneler kamulaştırılmalıdır.
  • Bütçe açığı kaygısı,
    salgın sürdükçe geçerli olamaz. Merkezi bütçe harcamalarının gerekirse
    TCMB avanslarıyla karşılanması sağlanmalıdır.
  • Bütçe gelirleri
    azalırken giderlerinde büyük sıçramalar ortaya çıkmasına getirilecek
    çözümlerden biri de, gerçek bir servet vergisi olmalıdır. Hedef grup
    olarak özellikle son 20 yılda rant gelirleriyle palazlananlar
    seçilmelidir.
  • Sermaye hareketleri
    kontrol altına alınmalıdır. Yurt dışına servet kaçırmak önlenmeli;
    yabancılara dönük TL yükümlülükleri (hisse senedi, tahvil, mevduat vb)
    için döviz tahsis edilmemelidir.
  • Kamu Özel Ortaklığı
    isimli projelerin kamulaştırılması hedeflenmeli; bu arada projelere
    dönük ödentiler TL'ye dönüştürülmeli ve kriz kaynaklı düşük
    performanslar nedeniyle oluşabilecek garanti ödemeleri iptal
    edilmelidir. Böyle bir dönemde Kanal İstanbul gibi üzerinde toplumsal
    uzlaşma sağlanmamış projelerden vazgeçilmeli, kamu ihaleleri ve
    kaynaklar sağlık sektörüne yönlendirilmelidir.
  • Sonuncusu belki de en
    önemlisi, devlet salgını bahane ederek yurttaşlar üzerindeki gözetim ve
    denetim ağlarını yaygınlaştırmamalıdır. Virüs tehlikesinin getirdiği
    günlük yaşamdaki bazı kısıtlamalar, daha otoriter ve baskıcı bir devlet
    aygıtının kalıcılaştırılması için fırsat kabul edilmemelidir.




Bu zor süreçte inisiyatif sadece siyasi iktidarda olmamalı, muhalefet partilerinin ve demokratik kitle örgütlerinin (sendikalar, meslek örgütleri) toplumsal rol ve sorumluluğu artırılmalı, salgınla ilgili önlemlerin alındığı toplantılarda ve kurullarda temsili sağlanmalı, salgına karşı mücadele kapsamında benimsenen bilim kurulu yöntemi sürdürülmelidir.





İmzacılar:





Korkut Boratav - Seyhan Erdoğdu - Aziz Konukman - Hayri Kozanoğlu - Bilsay Kuruç - Oğuz Oyan - Mustafa Sönmez - Sinan Sönmez - Serdar Şahinkaya - Taner Timur - Oktar Türel - İşaya Üşür - Galip Yalman - Ergin Yıldızoğlu - Erinç Yeldan - Ahmet Alpay Dikmen - Ahmet Saltık - Algan Hacaloğlu - Ali Tigrel - Alper Duman - Alper Dumun - Anıl Aba - Aslı Aydın - Atilla Göktürk - Aylin Özman - Aynur Soydan Erdemir - Azamet Yazıcı - Aziz Çelik - Aziz Ekşi - Berk Vapur - Betül Yarar - Can Cemgil - Cengiz Arın - Çiğdem Boz - Denizcan Kutlu - Dilek Çetindamar - Erhan Yıldırım - Etkin Güneş - Fevziye Sayılan - Fikret Başkaya - Filiz Zabcı - Fuat Ercan - Fuat Keyman - Funda Başaran - Gökçe Çataloluk - Gülay Toksöz - Güven Gürkan Öztan - Haluk Yurtsever - Handan Koç - İzzettin Önder - Kemal Kumkumoğlu - Mehmet Cemil Ozansü - Meltem Kayıran - Methiye Acar - Muhteşem Kaynak - Murat Kubilay - Mustafa Durmuş - Mustafa Türkeş - Nazmi Algan - Nergis Mütevellioğlu - Nilgün Erdem - Nilgün Toker - Orhan Bursalı - Ozan Gündoğdu - Ozan Zengin - Ömür Birler - Özgür Orhangazi - Özlem Albayrak - Ramazan Günlü - Raşit kaya - Refia Yıldırım - Sefa Feza Arslan - Selin Pelek - Sevilay Parlas - Sibel Özbudun - Şiir Yılmaz - Şule Daldal - Tamer Akgökçe - Tarık Şengül - Tayfun Özkaya - Temel Demirer - Tevfik Kızgınkaya - Yaşar Sucu - Yavuz Yaşar - Yüksel Akkaya - Zülküf Aydın


Devamı

Koca Çınar'ın zor koşullarda var ettikleri

Cumhuriyet Halk Partisi'nin halkla birlikte zor koşullarda var ettikleri......


1923 – Cumhuriyet Halk Partisi Kuruldu. (9 Eylül 1923)
1923 – CHP Genel Başkanlığına Mustafa Kemal Atatürk seçildi. (11 Eylül 1923)
1923 – Ankara Başkent ilan edildi. (13 Ekim 1923)
1923 – Cumhuriyet ilan edildi (29 Ekim 1923)
1923 – Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu kuruldu.
1924 – Hilafet kaldırıldı.




1924 – Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) kabul edildi.
1924 – İlköğretim zorunlu hale getirildi...
1924 – Lozan Antlaşması yürürlüğe girdi.
1924 – Gölcük’te ilk tersane ünitesi kuruldu.
1924 – Devlet Demiryolları kuruldu.
1924 – İstanbul – Ankara arasında ilk yolcu uçağı seferi yapıldı.
1924 – Türkiye İş Bankası kuruldu.
1924 – Türk Kadınlar Birliği kuruldu.
1924 – Ankara ilk planlı şehir olarak tanzim edildi.
1924 – Cumhurbaşkanlığı Orkestrası kuruldu.
1924 – Türkiye Tütüncüler Bankası kuruldu.
1924 – İlk milli sigorta Anadolu Sigorta faaliyete geçti.
1924 – Bursa’da Karacabey Harası kuruldu.
1924 – Milli Sahne Ankara’da ilk tiyatro olarak kuruldu.
1924 – Topkapı Sarayı müze olarak ziyarete açıldı.
1924 – Türkiye Cumhuriyeti yazılı ilk madeni para tedavüle çıktı.
1924 – Atatürk’ün önerisiyle ismini de verdiği Cumhuriyet Gazetesi yayına başladı.
1925 – Danıştay kuruldu.
1925 – Türk Hava Kurumu (Türk Tayyare Cemiyeti) kuruldu.
1925 – İstanbul’da Liman İşleri inhisarı kuruldu.
1925 – Osmanlı’da köylülerden alınan Aşar Vergisi kaldırıldı.
1925 – Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü kuruldu.
1925 – Sanayi ve Madenler Bankası kuruluş kanunu kabul edildi.
1925 – 1920’de Atatürk tarafından kurulan Anadolu Ajansı bir anonim şirkete dönüştürüldü.
1925 – Ticaret ve Sanayi Odaları Kanunu kabul edildi.
1925 – Gazi Orman Çiftliği kurulmaya başlandı.
1925 – Eskişehir Cer Atölyelerinde demiryolu malzemesi üretecek birimler hizmete girdi.
1925 – Adana Mensucat Fabrikası üretime başladı.
1925 – Türkiye’nin ilk betonarme köprüsü Menderes Nehri üzerine yapıldı.
1925 – İlk Cumhuriyet altını basıldı.
1925 – Adana ve Bergama Müzeleri açıldı.
1925 – Tayyare Cemiyeti’nin katkılarıyla Ankara’da Türk yapımı ilk planör uçuruldu.
1925 – Şeker Fabrikaları kurulmasına ilişkin kanun kabul edildi.
1926 – Demir Çelik Sanayiinin kurulmasına ilişkin kanun yayımlandı.
1926 – Uluslararası saat ve takvim uygulanmasına başlandı.
1926 – Türk Medeni Kanunu yürürlüğe girdi. Kanunla kadın erkek eşitliği sağlandı.
1926 – Türk Telsiz Telefon Şirketi kuruldu

1926 – Eskişehir Uçak Bakım İşletmesi açıldı.
1926 – Yabancı gemilere tanınan ayrıcalıkları kaldıran Kabotaj Kanunu yürürlüğe girdi.
1926 – İlk şeker fabrikası olan Alpullu Şeker Fabrikası işletmeye açıldı.
1926 – Ankara otomatik telefonu işletmeye açıldı.
1926 – İstanbul’da inşaat demiri üreten ilk haddehane açıldı.
1926 – Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri kuruldu.
1926 – Amasya, Sinop ve Tokat Müzeleri açıldı.
1926 – Kayseri Uçak ve Motor Fabrikası açıldı. 1950’li yıllarda Adnan Menderes hükümetince kapatılana kadar bu fabrikada toplam 112 savaş uçağı üretildi.
1926 – Bakırköy Çimento Fabrikası kuruldu.
1926 – Uşak Şeker Fabrikası işletmeye açıldı.
1927 – Teşviki Sanayi Kanunu kabul edildi.
1927 – Bünyan Dokuma Fabrikası hizmete girdi.
1927 – Ankara – Kayseri demiryolu açıldı.
1927 – Emlak ve Eytam Bankası kuruldu.
1927 – İstanbul Radyosu yayınlarına başladı.
1927 – Samsun – Havza – Amasya demiryolları açıldı.
1927 – Bursa Dokumacılık Fabrikası açıldı.
1927 – Eskişehir Bankası kuruldu.
1927 – Ankara Arkeoloji Müzesi ve Sivas Müzesi kuruldu.
1927 – Okullarda karma eğitime geçildi.

1927 – İlk basketbol ligi düzenlendi.
1927 – İlk Köy Öğretmen Okulu Kayseri’de açıldı.
1927 – Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kağıt parası tedavüle çıkarıldı.
1927 – İzmir Müzesi açıldı.
1927 – Ankara’da Çocuk Sarayı açıldı.
1927 – İlk düzenli radyo yayını İstanbul’da başladı.
1928 – Laiklik Cumhuriyetin temel ilkesi olarak kabul edildi.
1928 – Anadolu Demiryolu Şirketi yabancılardan satın alındı.
1928 – Haydarpaşa-Eskişehir-Konya ve Yenice-Mersin Demiryolları yabancılardan satın alındı.
1928 – Ankara Çimento Fabrikası açıldı.
1928 – Türk halkına okuma-yazma öğretmek için Millet Mektepleri açıldı.(1936’ya kadar 16-45 yaş arasındaki yaklaşık 3 milyon kişiye temel eğitim verildi.)
1928 – Ankara Numune Hastanesi açıldı.
1928 – Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsü kuruldu.
1928 – Türk Eğitim Derneği (TED) Atatürk’ün koruyuculuğunda Ankara’da kuruldu.
1928 – Türk Vatandaşlığı Yasası kabul edildi.
1928 – İstanbul Bomonti’de Türk Mensucat Fabrikası hizmete girdi.
1928 – Amasya – Zile demiryolu açıldı.
1928 – Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki hakkındaki kanun kabul edildi.
1928 – Malatya Elektrik Santralı açıldı.
1928 – İlk defa Kadınlar Mahkemelerde Avukat olarak görev aldılar.
1928 – Kütahya – Tavşanlı demiryolu açıldı.
1928 – İstanbul’da Üsküdar, Bağlarbaşı ve Kısıklı’da tramvay hatları açıldı.
1928 – Ankara’nın ilk büyük oteli Ankara Palas açıldı.
1928 – Gaziantep’te Mensucat Fabrikası işletmeye açıldı.
1929 – Mersin- Adana demiryolu yabancılardan satın alındı.
1929 – Ankara ile İstanbul arasında telefon konuşmaları başladı.
1929 – Ayancık Kereste Fabrikası açıldı.
1929 – Trabzon Vizera Hidroelektrik Santralı hizmete girdi.
1929 – İstanbul’da Fatih-Edirnekapı tramvay hattı hizmete girdi.
1929 – Anadolu-Bağdat, Mersin- Tarsus Demiryolları yabancılardan satın alındı.
1929 – Haydarpaşa Limanı yabancılardan satın alındı.
1929 – Kütahya- Emirler, Fevzipaşa-Gölbaşı demiryolları açıldı.
1929 – Deniz Ticaret Kanunu kabul edildi.
1929 – Paşabahçe Rakı ve İspirto Fabrikası açıldı.
1929 – Yeni Türk harfleriyle ilk posta pulları basıldı.
1930 – Ankara – Sivas Demiryolu Hattı ulaşıma açıldı.
1930 – Kadınlar Belediyelerde seçme ve seçilme hakkı kazandı.
1930 – Ankara’da Ziraat Enstitüsü kuruldu.
1930 – Kayseri – Şarkışla demiryolu açıldı.
1930 – Türkiye Gazeteciler Birliği kuruldu.
1930 – İstanbul Galata Köprüsü’nden 70 yıldan beri alınan köprü geçiş ücreti kaldırıldı.
1930 – Ankara Etnografya Müzesi halka açıldı.
1931 – Bursa- Mudanya demiryolu yabancılardan satın alındı.
1931 – Gölbaşı – Malatya demiryolu açıldı.
1931 – 10 ilde Bölge Sanat Okulları açıldı.
1931 – Çocuk Esirgeme Kurumu kuruldu.
1931 – Tekel Genel Müdürlüğü kuruldu.
1931 – Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kuruldu.
1931 – Uluslararası ölçü birimleri kabul edildi.
1931 – Türk Tarih Kurumu kuruldu.
1932 – Devlet Sanayi Ofisi (DSO) kuruldu.
1932 – Samsun- Sivas demiryolu açıldı.
1932 – Diyarbakır Tekel Rakı Fabrikası açıldı.
1932 – Sanayi Teşvik Kanunu ile toplam 1473 işletme teşvikten yararlandırıldı.
1932 – İzmir Rıhtım İşletmesi yabancılardan satın alındı.
1932 – Türkiye Sanayi Kredi Bankası kuruldu.
1932 – Kütahya – Balıkesir demiryolu açıldı.
1932 – Ulukışla – Niğde demiryolu açıldı.
1932 – Halkevleri açıldı. (1951’de Adnan Menderes hükümetince kapatıldıklarında 478 Halkevi, 4322 Halk Odası vardı.
1932 – Türk Dil Kurumu kuruldu.
1932 – Türkiye Milletler Cemiyetine üye oldu.
1933 – Eskişehir Şeker Fabrikası açıldı.
1933 – Sümerbank resmen faaliyete geçti.
1933 – İstanbul – Ankara arasında düzenli uçak seferleri başladı.
1933 – Adana-Fevzipaşa demiryolu açıldı.
1933 – Ulukışla – Kayseri demiryolu açıldı.
1933 – Yerel Yönetimlere finansal yardım için İller Bankası kuruldu.
1933 – İstanbul Üniversitesi kuruldu.
1933 – Zonguldak Yatırım Bankası ve Kayseri Milli İktisat Bankası kuruldu.
1933 – Havayolları Devlet İşletmesi kuruldu.
1933 – Samsun- Çarşamba demiryolu hattı yabancılardan satın alındı.
1933 – Halk Bankası kuruldu.

1933 – Ankara’da Yüksek Ziraat Enstitüsü açıldı.
1934 – Bandırma- Menemen- Manisa demiryolu yabancılardan satın alındı.
1934 – İlk Türk Operası sahnelendi.
1934 – Kadınlar birçok Avrupa ülkesinden önce genel seçimlerde seçme/seçilme hakkı kazandı.
1934 – İzmir-Kasaba demiryolu yabancılardan alınarak devletleştirildi.
1934 – Keçiborlu Kükürt Fabrikası üretime başladı.
1934 – Soyadı Kanunu kabul edildi.
1934 – Turhal Şeker Fabrikası açıldı.
1934 – Isparta Gülyağı Fabrikası üretime başladı.
1934 – Kayseri Uçak ve Motor Fabrikasında yapılan ilk uçağın deneme uçuşu yapıldı.
1934 – Basmane İzmir – Afyon demiryolu yabancılardan satın alındı.
1934 – Sümerbank Bakırköy Bez Fabrikası’nın açılışı yapıldı.
1934 – İlk Süttozu Fabrikası Bursa’da açıldı.
1934 – Zonguldak Kömür Yıkama Fabrikası işletmeye açıldı.
1934 – Demiryolu Elazığ’a ulaştı.
1935 – Haftasonu tatili Cumartesi-Pazar olarak kabul edildi.
1935 – Aydın Demiryolları yabancılardan satın alındı.
1935 – MTA Enstitüsü kuruldu.
1935 – ETİBANK kuruldu.
1935 – Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. kuruldu.
1935 – Türkkuşu kuruldu.
1935 – İstanbul Rıhtım Şirketi yabancılardan satın alındı.
1935 – Ankara’da troleybüs hattı işletmeye açıldı.
1935 – Fevzipaşa-Ergani-Diyarbakır demiryolları açıldı.
1935 – İlk Arkeolojik kazılar Alacahöyük’te başladı.
1935 – Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası üretime başladı.
1935 – Zonguldak Türk Antrasit Fabrikası işletmeye açıldı.
1935 – Afyon – Isparta demiryolu açıldı.
1935 – Sümerbank Kayseri Dokuma Fabrikası’nın açılışı yapıldı.
1935 – Ankara Mamak’ta Gaz Maskesi Fabrikası açıldı.
1935 – Ayasofya müze olarak ziyarete açıldı.
1935 – Ankara’da Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi açıldı.
1936 – Kabotajın Deniz Yolları İdaresi’ne geçmesi sağlandı.
1936 – Ankara Çubuk Barajı açıldı.
1936 – Motreux Boğazlar Sözleşmesi imzalandı.
1936 – Çanakkale ve İstanbul Boğazlarında askerden arındırılmış bölgelere Türk askerleri yerleştirildi.
1936 – Ankara’da Devlet Konservatuarı açıldı.
1936 – Edirne-Sirkeci Şark Demiryolları yabancılardan satın alındı.
1936 – Haydarpaşa Numune Hastanesi hizmete girdi.
1936 – Sümerbank Malatya İplik ve Bez Fabrikası kuruldu.
1936 – İzmit Kağıt ve Karton Fabrikası hizmete girdi.
1936 – Elazığ Şark Kromları İşletmesi kuruldu.
1936 – İzmir Enternasyonal Fuarı açıldı.
1936 – İzmir Havagazı Şirketi yabancılardan satın alındı.
1936 – İstanbul Telefon Şirketi yabancılardan satın alındı.
1936 – SEKA’nın İzmit’teki fabrikasında ilk kağıt üretildi.
1936 – Ankara 19 Mayıs Stadyumu hizmete açıldı.
1937 – Sümerbank Konya Ereğlisi Dokuma Fabrikası üretime başladı.
1937 – Ziraat Bankası Kanunu kabul edildi.
1937 – Kozlu Kömür İşletmeleri yabancılardan satın alındı.
1937 – Çatalağzı – Zonguldak demiryolu açıldı.
1937 – İstanbul Resim Heykel Müzesi açıldı.
1937 – Ankara’da ilk Bira Fabrikası kuruldu.
1937 – Toprakkale – İskenderun demiryolu yabancılardan satın alındı.
1937 – Ankara’da Motorlu Tayyarecilik Okulu açıldı.
1937 – Urfa’da Ceylanpınar Devlet Üretme Çiftliği açıldı.
1937 – Sümerbank Nazilli Basma Fabrikası açıldı.
1937 – Denizbank kuruldu.
1937 – İstanbul ve Trakya Demiryolları yabancılardan satın alındı.
1937 – Diyarbakır – Cizre Demiryolu açıldı.
1937 – Yozgat Termo-Elektrik Santralı hizmete girdi.
1938 – Gemlik Suni İpek Fabrikası açıldı.
1938 – İzmir Telefon Şirketi yabancılardan satın alındı.
1938 – Ankara Radyoevi hizmete girdi.
1938 – Divriği Demir Madenleri üretime başladı.
1938 – Bursa Merinos Fabrikası faaliyete geçti.
1938 – Murgul Bakır İşletmeleri satın alındı.
1938 – Türk askerleri Hatay’a girdi.
1938 – Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü kuruldu.
1938 – Devlet Havayolları Genel Müdürlüğü kuruldu.
1938 – Eskişehir İspirto Fabrikası açıldı.
1938 – İstanbul Elektrik Şirketi yabancılardan satın alındı.
1938 – Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) kuruldu.
1938 – Sivas – Erzincan demiryolu açıldı.
1938 – Giresun’da Fiskobirlik kuruldu.
ATATÜRK’ün VEFATINDAN SONRA
1939 – Ergani Bakır İşletmesi hizmete girdi.
1939 – Karabük Demir Çelik Kok Fabrikası üretime başladı.
1939 – İstanbul’da yabancıların işlettiği Tramvay Şirketi tesislerini hükümete devretti.
1939 – İstanbul’daki Tünel İşletmesi tüm tesislerini hükümete devretti.
1939 – Bursa ve Mersin elektrik tesisleri devletleştirildi.
1939 – Adana Elektrik Şirketi devletleştirildi.
1939 – Sivas Demiryolu Makinaları Fabrikası kuruldu.
1939 – Aydın’da 4000 köylüye toprak dağıtıldı.
1939 – İstanbul’da İETT kuruldu.
1939 – Fransız askerleri Hatay’dan çıkartıldı, Hatay Türkiye’ye katıldı.
1939 – Karabük Demir Çelik Fabrikası Yüksek Fırınları hizmete girdi.

1939 – Ankara Havagazı Şirketi devletleştirildi.
1939 – Karabük Demir Çelik Boru Fabrikaları hizmete girdi.
1939 – Milli Piyango İdaresi kuruldu.
1939 – Unkapanı Atatürk Köprüsü açıldı.
1939 – İlk Türk denizaltısı Haliç’te denize indirildi.
1939 – Sivas – Erzurum demiryolu açıldı. Cumhuriyetin ilk 15 yılında yapılan demiryolu 3.000 km’ye ulaştı.
1939 – Tekirdağ Şarap Fabrikası hizmete açıldı.
1940 – Kozabirlik kuruldu.
1940 – Türk Petrol Şirketi kuruldu.
1940 – Köy Enstitüleri kuruldu. (Toplam sayısı 21’i bulan köy enstitüleri 1954 yılında Adnan Menderes Hükümeti tarafından tamamen kapatıldı.)
1940 – İstanbul Radyo İstasyonu hizmete girdi.
1940 – Ereğli Kömür İşletmesi kuruldu.
1940 – Haliçte yapılan İkinci Türk denizaltısı donanmaya katıldı.
1940 – Taksim Gezi Parkı İstanbul’da açıldı.
1940 – Eğitim amaçlı Halk Odaları kuruldu. İlk etapta 141 Halk Odası açıldı.
1940 – Ankara’da Milli Halk Kütüphanesi açıldı.
1940 – Garp Linyitleri İşletmesi kuruldu.
1941 – Gebere Barajı açıldı.
1941 – Petrol Ofisi kuruldu.
1941 – Türk Hava Kurumu Ankara’da uçak fabrikası kurdu.
1941 – THY Yurtiçi uçuş merkezlerinin sayısı 11’e çıktı.
1942 – Ankara Etimesgut’ta üretilen ilk Türk uçağı deneme uçuşları yaptı.
1942 – Türk Devrim Tarihi Enstitüsü kuruldu.
1942 – İlköğretim seferberliği başladı.
1942 – Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü açıldı.
1942 – Dalaman ve Hatay Devlet Üretme Çiftlikleri kuruldu.
1942 – Bursa, Denizli, Mersin, Çorum ve Urfa’da Kız Sanat Enstitüleri açıldı.
1942 – İlk büyük Türk ilaç fabrikası Eczacıbaşı İlaç Fabrikası Levent’te açıldı.
1942 – Atatürk Devrim Müzesi açıldı.
1943 – Ticaret ve Sanayi Odaları, Esnaf Odaları ve Ticaret Borsası Kanunu kabul edildi.
1943 – Zonguldak-Kozlu demiryolu hattı açıldı.
1943 – İstanbul’da Atatürk Bulvarı açıldı.
1943 – Ankara’da Gençlik Parkı açıldı.
1943 – Diyarbakır – Batman Demiryolu açıldı.
1943 – Seyhan Regülatörü açıldı.
1943 – Sivas Çimento Fabrikası açıldı.
1943 – İstanbul Yüzme İhtisas Kulübü kuruldu.
1943 – İstanbul’da Yıldız Parkı açıldı.
1943 – Ankara Fen Fakültesi açıldı.
1944 – Türkiye Zirai Donatım Kurumu (TZDK) kuruldu.
1944 – İzmit Klor Alkali Fabrikası hizmete girdi.
1944 – İzmit Selüloz Fabrikaları işletmeye alındı.
1944 – Türk Hava Kurumu’nun Ankara’daki uçak fabrikasında 140 eğitim uçağı, ambulans uçakları ve çok sayıda planör üretildi.
(Ne yazık ki; Ankara, Kayseri ve Eskişehir’deki Uçak ve Uçak Motoru Fabrikalarının tamamı 1950’li yıllarda Adnan Menderes hükümeti tarafından kapatılmıştır.
1944 – İzmit’te Gazete ve Sigara Kağıdı Fabrikası açıldı.
1944 – Yeşilköy’de yerli sermaye ile üretilen ilk Türk özel yolcu uçağının denemesi yapıldı.
1944 – Anıtkabir’in temeli atıldı.
1944 – İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) kuruldu.
1944 – Mersin Limanı hizmete açıldı.
1944 – Gaziantep Havaalanı açıldı.
1944 – Fevzipaşa – Malatya ve Diyarbakır – Kurtalan demiryolları hizmete girdi.
1944 – Sakarya’da Ziraat Alet ve Makinaları Fabrikası üretime başladı
1944 – İzmir’de Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu açıldı.
1945 – Şirketi Hayriye devlet tarafından satın alındı.
1945 – Türkiye Birleşmiş Milletler’e kurucu üye olarak katıldı.
1945 – İskenderun Limanı hizmete girdi.
1945 – Türkiye ilk defa yerli ampul üretimine başladı.
1945 – Balıkesir, Van, Rize, Erzurum, Erzincan ve Çankırı’da liseler ve enstitüler açıldı.
1945 – Çiftçiyi ve Köylüyü Topraklandırma Kanunu kabul edildi.
1945 – Ormanlar koruma amacıyla devletin mülkiyetine geçti.
1945 – İstanbul – Londra ve İstanbul – Paris uçak seferleri başladı.
1946 – İş ve İşçi Bulma Kurumu hizmete başladı.
1946 – İşçi Sigortaları Kurumu yürürlüğe girdi.
1946 – İstanbul – Ankara arasında yataklı tren seferleri başladı.
1946 – Ankara Üniversitesi kuruldu.
1946 – Elazığ Tekel Şarap Fabrikası açıldı.
1946 – İstanbul ve Ankara Gazeteciler Cemiyeti kuruldu.
1946 – Türkiye’nin ilk çok partili seçimleri yapıldı.
1947 – Heybeliada Senatoryumu hizmete girdi.
1947 – İstanbul Açıkhava Tiyatrosu açıldı.
1947 – İşçi ve İşveren Sendikaları Kanunu kabul edildi.
1947 – Palu-Genç demiryolu açıldı.
1947 – Türkiye Dünya Sağlık Örgütüne üye oldu.
1947 – Rize Çay Fabrikası hizmete girdi.
1947 – Eskişehir Demiryolu Takım Fabrikası hizmete girdi.
1947 – İstanbul’da İnönü Stadyumu açıldı.
1948 – Köprüağzı – Maraş demiryolu açıldı. Açılan son demiryolu hattı oldu; çünkü 1950’deki Adnan Menderes hükümetinden itibaren demiryolu yapımları durduruldu.
1948 – Çatalağzı Termik Santralı hizmete girdi.
1948 – Türkiye Milli Talebe Federasyonu kuruldu.
1948 – Milli Kütüphane hizmete girdi.
1948 – Ankara Etimesgut’ta kurulan Uçak Motor Fabrikası hizmete girdi.
1949 – Porsuk Barajı açıldı.
1949 – Emekli Sandığı kuruldu.
1949 – Türkiye İnsan Hakları Bildirgesini onayladı.
1949 – Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü kuruldu.
1949 – İstanbul’da Kartal- Yalova araba vapuru hattı açıldı.
1949 – Sümerbank Ateş Tuğla Fabrikası Filyos’ta açıldı.
1949 – Muş’ta Alparslan Devlet Üretme Çiftliği kuruldu.
1949 – Murgul Bakır İşletmeleri üretime başladı.
1949 – Türkiye Avrupa Konseyi’ne kabul edildi.
1923 – 1950 arasında yapılan tüm bu eserler ve yatırımlar gerçekleştirilirken tek kuruş bile borç alınmamıştır.
Borç alınmadığı gibi Osmanlı’nın bıraktığı Düyun-u Umumiye borçları da ödenmiştir.
1929 -1932 arası Dünya tarihinde şu ana kadar yaşanan en büyük kriz olan “Dünya Ekonomik Bunalımı” dönemidir. Teğet geçmemiştir!
1939 – 1945 arası tüm dünyanın yıkıma sürüklendiği II. Dünya Savaşı dönemidir.

Bu dönemde tüm dünya kana bulanırken ve komşu ülkelerde bile milyonlarca insan ölürken; tek bir Türk vatandaşının burnu dahi kanamamıştır.
Genç Türkiye Cumhuriyetini kuran iradenin elbetteki hataları da olmuştur.
O günkü Türkiye’nin yoksulluğunu ve savaş zamanlarını göz önüne aldığımızda ne kadar zorluklar çekildiği ortadadır.
Örneğin; sık sık gündeme gelen şu camilerin kapatılırak depoya dönüştürülmesi konusunun gerçek yüzü şudur:
İkinci dünya savaşında sınırlara yığınak yapmak zorunda kalan orduyu doyurmak amacı ile köylüden toplanan hububat modern SİLO’lar olmadığı için camiler boşaltılarak SİLO yerine kullanılmıştır. Doğru olan yöntem de odur…

Peki bütün bu yapılan yatırımları ve emperyalizmin ellerinden alınarak devletleştirilen işletmeleri kimler tekrar emperyalistlere satmaya başladı? Adnan Menderes…
Son Söz:
Vatan; doyduğun ve mutlu olduğun yerdir.
Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti…




Kaynakça:
Mehmet Sağlam (Düzenleme)
Bülent Özer
Devamı

Kazdağı'nın Üstü Altından Değerlidir

Yazar: Mustafa A. Ülgen

Şimdi sormak gerekiyor;
Daha yargı süreci devam ederken, işletme ruhsatı imzalayarak, ertesi gün yeni görev yerine giden valiye, bu ruhsatı niye verdiniz ?
Yüzbinlerce ağacı kesen orman müdürlüğüne de sormak gerekiyor, niye kestiniz ?
Peki niye yolları genişlettiniz Alanköy ile Karaibrahimler köyleri arasında ?
Kimler bu izinleri verdi ?
Eminim bu konuda hukuki yollara başvurulabilir.
Dün ne olmuştu ?
Maden şirketleri fabrika kurmak konusunda izin alamadık deyip bir gün içinde personelleri işten attı.
ÇED toplantısı esnasında vatandaşları tekmeleyen özel güvenlik görevlileri de kapı önüne konuldu eminim, kimin için kime tekme attıklarını hiç unutmayacağız.
Yıllardır çalışan personel de bir gün de kapıya konuldu.
Sözde istihdam böyle bir şey işte.
Bu madencilik işinin yanlış, hukuksuz, hükümsüz ve vicdansız bir iş olduğu başından beri belliydi.
Evet Çanakkale kentinin tüm içme suyu havzasında kesinlikle çevre felaketi yaratatacak bu altın madeni projesi derhal sonlandırılması gereken bir süreçtir.
Bu güne kadar bu konuda verilen tüm izinleri iptal etmek gerekir.
Aynı şekilde Ağı dağı, Çamyurt Altın madeni projesi de iptal edilmelidir.
Ayvacık'ta Kısacık Altın madeni projesi de iptal edilmelidir.
Kazdağları ve çevresinde hiç bir madencilik faliyeti kabul edilemez.
Buralarda kadim üretimler, kültürler, müthiş ormanlar korunmalıdır.

#KısacıkAltınMadenineHayır
#KazdağınınÜstüAltındanDeğerlidir
Devamı

YSK’ye yürüyen Hülya Şen: Anayasaları toplum yapar

16 Nisan’da anayasa değişikliğinin oylandığı referandum sonuçlarını protesto eden 25 yıllık hekim Hülya Şen, 4 gün önce İstanbul’dan Ankara’daki YSK Genel Merkezi’ne yürüyüş başlattı. Bilecik’te olan Şen, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda Ankara’ya varacağını belirterek “O gün Anıtkabir’de olacağım. Milyonlarla atanın huzuruna çıkıp hesap vermek istiyorum. Tek başıma hesap veremem. O yüzden herkesi 23 Nisan’da Anıtkabir’e çağırıyorum” dedi.

Referandum sonuçlarının hemen ardından uzun yıllar emek verdiği mesleğinden istifa eden aile hekimi Hülya Şen, pazartesi günü Kadıköy Altıyol’dan Ankara’ya yola çıktı.


“İnsanların tepkileri çok iyi”





Şen, yürüyüşünün 4. gününde Bilecik’teyken gazetemize açıklamalar yaptı. Sağlık durumunun iyi olduğunu ve güvenlik güçlerinin kendisine refakat ettiğini belirterek “Gezdiğim yerlerde insanların tepkileri muazzam. Benimle beraber yürümek istediklerini de söylüyorlar ama OHAL koşullarında bu mümkün görünmüyor” dedi.

1982 Anayasası’na yüzde 90 oranında “Hayır” oyu veren Bursa’nın Köprühisar köyünü de ziyaret ettiğini anımsatan Şen, “Bu köy kendine bir tarih yazmış, bu nedenle benim anılarımda da çok değerli bir yerde olacak. İnönü’den bu yana bütün liderleri köylerine getirmişler. ‘Biz ne ’82 Anayasası’nı kabul ettik ne de bunu kabul edeceğiz’ diyorlar” diye konuştu.


“YSK istifa etsin”





Tek başına çıktığı yolda kendini milyonlar olarak hissettiğini belirten Şen, yorulmadığını bu eylemin bir itiraz, isyan olduğunu vurguladı. Şen, halkın ve kendisinin YSK’yi istifaya çağırdığını dile getirerek şöyle devam etti:


Çünkü hiçbir kanun, topluma rağmen dayatılarak zorla yapılamaz. Kanunları, anayasaları toplum yapar. Bir metne hukuk metni denilebilmesi için yetki verdiğiniz insanların sınırlarını da çizmeniz lazım. Eğer size sınırsız yetki veriyorsa bu zaten bir hukuk metni değildir. Dolayısıyla bu bir anayasa değildir. Bu anayasasız yönetilmenin hukuksal çerçevesini zorlayarak kabul ettirme projesidir. Türk halkı böyle bir zorlamaya gelecek millet değildir. Zaten bu anayasa taslağını kimin yazdığını ben öğrenebilmiş değilim. Biliyoruz ki Tanzimat Fermanı’da dahil şimdiye kadar yazılan bütün anayasaları kimin yazdığını resmi kayıtları açtığımızda bulabiliriz.





“Trump’ın ‘evet’  demesi bizim için bir şey ifade etmez”





Tarih sürecinde anayasa taslağını hazırlayanların da yer alacağını belirten Şen, “Bugün ABD Başkanı Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı kutlayıp ‘Evet’i onaylamış. Buradan Trump’a selam söylüyorum, onun ‘Evet’ demesi bizim için bir şey ifade etmez. Biz henüz ‘Evet’ demedik. ‘Hayır’ dedik” dedi.

Şen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda Ankara’ya varacağını açıklayarak herkesi Anıtkabir’e çağırdı.

sendika.org
Devamı

Cevizlibağ'da "Atatürk Öğrenci Yurdu’na Güvenli Bir Giriş" için imzakampanyası

Cevizlibağ'da "Atatürk Öğrenci Yurdu’na Güvenli Bir Giriş" için imza kampanyası başlatan Bengisıu Biray 25.000 mza için şu ana kadar 19.056 destekçi hedefine ulaşmış durumda.
İmza metni:
Cevizlibağ'da bulunan ve 3500 öğrencinin barındığı Atatürk Öğrenci Yurdu sakinleri her gün yurt yolunda tacizle boğuşuyor! İmzala
Cevizlibağ tramvay durağının yanında yer alan yurdun girişi yurdun arka tarafındaki ıssız bir sokağa yapılmış. Akşam saatlerinde sokak başında arabalarında içki içen erkeklerden, yurdun yanındaki minibüs durağında çalışan şoförlere kadar öğrenciler günün her saati gözle/ sözle tacize maruz kalıyor.
Havanın kararmasıyla birlikte taciz vakaları daha da artıyor. Yurda giden yolda öğrenciler tedirgin bir şekilde yolu bitirmeye çalışıyor. Gelen bir çok taciz haberine rağmen ne yurt yönetimi ne de diğer ilgililer tek bir güvenlik önlemi almıyor; tacize uğrayan öğrenciler özel güvenlik görevlilerinden yardım istediklerinde "dışarıya müdahalemiz yok" karşılığını alıyorlar.
Taciz evde, okulda, toplu taşımada sokakta her zaman karşımıza çıkıyor ve alınmayan önlemler, verilmeyen cezalarla beraber katlanarak artıyor. Bugün Türkiye'de hava karardıktan sonra arkasına bakmadan, tedirgin olmadan, taciz/tecavüz korkusu yaşamadan yürüyebilen kaç kadın var dersiniz?
Yurt yolunda taciz vakalarının giderek artmaması, öğrencilerin yaşadıkları yere güvenli bir şekilde dönebilmeleri ve çok daha kötü, telafisi olamayacak durumların yaşanmaması için kampanyayı imzalayarak burada barınan kız öğrencilerin sesini duyurun. Tacize karşı ses çıkarın!
Devamı

NKP'ye 15 günlük süre,85 TL Keşif Avansı

Akkuyu’da son perde. NKP’den 15 günlük süre,85 Bin TL Keşif Avansı videyuizleistendi. Uydudan akkuyu nükleer santral alanı
Uluslararası Atom Enerjisi Kurumunun (INIR) Akkuyu Nükleer Santralle ilgili gizlenen raporunun basında yer almasıyla ilgili NKP Dönem Sözcüsü Gazi Düz, Mersin Çamlıbel’deki NGS Şirketi önünde bir basın açıklamasında bulundu.NKP’den 15 günlük süre,85 Bin TL Keşif Avansı istendi. Yapılan basın açıklamasında,Türkiye’nin güneyden kuzeye,doğudan batısına [Tamamını okuyun]
Devamı

Korkut Boratav:Laiklik üzerine bir konuşma

[caption id="attachment_5224" align="alignright" width="260"]korkut-boratav.fw Yazar Korkut Boratav[/caption]

Teori ve Politika dergisi, 11 Nisan’da “Marksizm, Laiklik ve Din” konulu bir sempozyum düzenledi; beni de konuşmacı olarak davet etti.


Sempozyumda yaptığım konuşma metni aşağıda yer alıyor.


***


“Marksizm, Laiklik ve Din” konulu toplantının ilk konuşmacısı olarak beni görevlendirdiniz. Teşekkür ederim; ancak, benden, laiklik üzerinde özgün, sonraki tartışmalara yön verecek bir katkı beklemediğinizi umarım. İddialı uzmanları saymazsanız, bu tür konularda, bence,  herkesin düşüncesi “vatandaşlık” görüşleridir ve başkaları ile eşdeğerdir. Laiklik ile ilgili görüşlerim de böyledir. Özgünlüğü yoktur.
Devamı

Mühendislerden atama çağrısı

matamcagrisi
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan atama bekleyen mühendis ve teknikerler seslerini duyurmak için Ankara’ya geldi. Abdi İpekçi Parkı’nda eylem yapan memur adayları “özel sektörde çalıştırılmaya zorlanıyoruz” dedi, Tepkilerini de diplomalarını yakarak gösterdi.
Devamı

Marinaleda; İspanya’da Yeşeren Sosyalist Ütopya!

Marinaleda’nın adını, 2006’da Fransa’da yürürlüğe giren CPE (Yeni İş Sözleşmesi) adlı yasanın yürürlüğe girmesine karşı üniversiteyi işgal ettiğimizde, karşılaştığım İspanyol bir arkadaşımdan duymuştum. Daha sonra, mali krizin reel ekonomi başta olmak üzere, toplumun her alanına yayılmasıyla birlikte, Marinaleda ile ilgili belgeseller ve konferanslar yapıldı, birçok makale yazıldı. “Dünyanın tek komünist köyü” deniliyordu Marinaleda için. Hatta bazıları da: “Marks hayatta olsaydı kesin gidip orada yaşardı” diyorlardı. İşsizlik yok, polis yok, kilise ve din adamı yok, hırsızlık yok. Ama herkese iş var, aş var, okul var, konut var. Böyle tanındı, böyle bilindi Marinaleda.


Marinaleda, binlerce hektarlık toprağı ellerinde bulunduran düklerin yanında gündelikçi olarak çalışan yoksul tarım emekçileri ve işsizlerin
image

bir araya gelerek kanla, terle, gözyaşı ile; kar-kış demeden yıllarca süren mücadeleler sonucu kurdukları bir Komün. Marinaledalılar, ütopya arayışına çıkmadan, devrimin olmasını beklemeden, kendi ütopyalarını ve devrimlerini neoliberal kapitalizmin en güçlü olduğu yerde, AB sınırları içinde bulunan İspanya’nın Endülüs Bölgesi’nde hayata geçirmişler. Bu sosyalist Komün’ün en büyük özgünlüğü, ütopyalarını hayata geçirirken, araç olarak kulandıkları sendikalar aracılığıyla, genel mücadeleden kopmadan, bölgenin kendine özgü kültürel ve toplumsal özgünlüğünü gözönüne almaları, bu özgünlüğü sosyalizmin değişik versiyonları olan marksizm, anarşizm ve reformizm gibi politik geleneklerle harmanlayarak uygulamalarında yatıyor. İspanya’nın diğer bölgelerine göre daha rahat bir yaşamları olmasına ve daha iyi koşullarda çalışarak çok daha fazla kazanmalarına rağmen, ne kendi içlerine kapanıp dünyadan ilişkilerini kesmişler, ne de kapitalizme karşı mücadeleden kopmuşlar.

Herşey diktatör Franko’nun ölümünden sonra başladı!

Diktatör Franko’nun ölümünden sonra, İspanya herkesin katıldığı ve “temsil edildiği” ilk “demokratik seçimlerini” yapar ve monarşi tekrar restore edilerek, Juan Carlos “yeni” İspanya’nın kralı olur. Franko diktatörlüğü boyunca yasak olan Bask, Katalon vb. halkların haklarını savunan partilerin hepsi legalleşir ve yapılan seçimlere katılırlar. Endülüs Boölgesi’nde yer alan Marinaleda da ise seçimleri Kolektif İşçiler Birliği- Endülüs Sol Cephesi (CUT-BAI) kazanır ve tarih öğretmeni olan Sanchez Gordillo belediye başkanı olur. İspanya’nın en genç belediye başkanı unvanına da sahip olan Juan Mauel Sanchez Gordillo ve arkadaşlarının tek objektifi vardır : yoksulluğa, yoksullugun sorumlularına, yani varolan ekonomik ve politik sisteme, özelikle toprak sahiplerine karşı mücadele etmek. Bu durumu Belediye Başkanı Gordillo şöyle özetliyor:

İlk başlarda sendikaların içinde politik olarak örgütlenmeye başladık. Daha sonra belediyeyi almak istedik; yerel seçimlere katıldık ve şimdiye kadar devam eden mutlak çoğunluğu kazandık”.

Bir yandan sendikal mücadele, diğer yandan kazanılan seçimler Marinaledallıların hayatında çok radikal değişiklikleri de beraberinde getirir.

Toprak, toprağı işleyenindir!

Endülüs Bölgesi, İspanya’nın işsizlik ve yoksulluk oranının en yüksek olduğu bölgelerin başında geliyor. Yedi yüzyıl İslam egemenliği altında kalan bölgede, ciddi bir anarşist geleneğin de izlerine rastlamak mümkün. Bölge aynı zamanda toprak aristokrasisin çok güçlü olduğu ve binlerce gündelikçi tarım işçisinin çok ucuz ve zor koşullarda çalıştırıldığı bir yer. İşte bu düklerden biri de İspanya Kralı Carlos’un yakın dostlarından biri olan ve binlerce hektarlık toprağın sahibi olan İnfantando düküne çalışan Marinaledalılar, düke ait 1 200 hektarlık alanı işgal ederler ve böylece yıllarca süren bir mücadele de başlamış olur. Marinaledalılar, mücadele ile elde ettikleri toprakları ekmeye başlarlar. Eskiden düke ait olan topraklar artık herkesindi. Kendi topraklarında kendileri için çalışmaya başlayan halk, artık ne düke ne de başka birine çalışma ihtiyacı duymuyor, iş bulmak için farklı bölgelere ve hatta ülkelere göç etmek zorunda kalmıyordu. En önemlisi de, Marinaledalılar, o zamana kadar ki üretim şeklini, yani kapitalist üretim şeklini ve özel mülkiyeti ortadan kaldırarak, başta toprak olmak üzere, üretim araçlarını kollektifleştiriyor, denetimini da çalışanlara veriyordu. Belediye Başkanı Gordillo onları toprak işgalleri yapmaya iten sebepleri şöyle açıklıyor:

Kendi kendimize işsizliğe nasıl çareler bulacağımıza dair sorular soruyorduk. Toprağa ihtiyacımız vardı. Toprak kimin elinde? Infantado Dükünün. 17 000 hektarlık toprak dükün elinde bulunuyordu. Ve onun topraklarını işgal etmeye basladık. Hem de yüzlerce defa. Genel grevler ve açlık grevleri yaptık, yolları bloke ettik, Malaga ve Sevilya havayollarının uçak pistlerini işgal ettik…Senelerce süren mücadeleler sonucu, 1991’de,1200 hektar toprağı almayı başardık ve bu topraklarda şimdi sayısı sekiz olan kooperatifler kurduk”.

Kooperatifler ve öz-yönetim ilkesi

Topraklar işgal edildikten sonra, toprağın kendi başına bir anlam ifade etmediğini anlayan Marinaledalılar, bölgenin ziraii yapısını göz önünde bulundurarak kooperatifler kurmaya başlıyorlar.

Toprak sahibi olmayı başarmak büyük rahatlama yarattı, ama hemen farkına vardık ki, üzerinde çalıştığımız toprak, sadece toprak, işsizliğe bir çare değildi. Böylece, bölgemizde yetişen : biber, artişo, zeytin ve zeytin yağı üretimini sağlayacak bir saniyi kurduk

Kapitalist şirketlerde veya düklere ait topraklarda çalışmış ama daha sonra işsiz kalmış Marinaledalılar, bir yandan ütopyalarını kurmak için mücadele verirken, diğer yandan da, bu ütopyalarının, karşı oldukları sisteme benzememesi için kafa yormuşlar. Kapitalist işletmelerin tersine, kurulan kooperatifler onların denetimindeydi. Öz-yönetim ilkesine göre hareket ediyorlardı ve herkese aynı ücret ödeniyordu. İhtisaslaşma var, iş örgütlenmesinde hiyerarşi var, ama kooperatiflerle ilgili kararlar hep birlikte alınıyor, statüsü ne olursa olsun, herkes altıbuçuk saat çalışıyor (Cumartesi dahil) ve aynı ücreti alıyor. Kapitalist işletmelerde, işçilerin sırtından kazanılan artı-değer patronun cebine giderken, Marinaleda da, yeni iş alanlarının yaratılmasına ve şehrin altyapısının geliştirimesi için harcanıyor.

“Doğrudan ve katılımcı demokrasiyi tercih ettik!

Öz-yönetime ve doğrudan demokrasiye dayanan Komün’de, her sene onlarca toplantı yapılıyor. Bu toplantılar bütün Marinaledalılara önceden duyuruluyor. Herkese açık bir şekilde ve herkesin katılımıyla yapılan bu halk meclislerinde halk yasadığı Komün ile ilgili kararlar alıyor. Belediyede çalışanlara para verilmiyor ve halk belediye başkanı da dahil, bütün çalışanları görevden alabiliyor. Karizmatik, yıllarca verilen mücadelelerde toplumun saygınlığını kazanan, yedi defa tutuklanmış, iki defa silahlı saldırıya uğramış ve 1979’dan beri seçilen Belediye Başkanı’nın daha çok sembolik bir iktidarı olduğunu söylemek abartılı olmaz. Kendisine en fazla eleştiriler de Belediye Meclisi’nde azınlık olan ve Marinaleda da bile oturmayan “sosyalistlerden”geliyor. Belediye Başkanı’nı halkı manipüle etmekle suçluyorlar. İşin aslı, Marinledalıların söylediği gibi, Marinaleda’nın anti-kapitalist olması ve doğrudan demokrasi ile halkın kendi kendini yönetmesinden kaynaklı olduğu ve iki politik kültürün çatıştığını söylemek daha doğru olur.

“Ekonomik demokrasi olmadan politik demokrasi bir anlam taşımıyor”

Belediye Başkanı Gordillo, doğrudan ve katılımcı demokrasiyi uygulamalarının sebeplerini ve ekonomik demokrasi ile birlikte ele alınmadığında neden anlamsız olduğunu şu cümlelerle açıklıyor:

(…) biz iktidarın nötr olmadığını düşünüyoruz, emekçilerin elindeki iktidar katılımın temel alındığı bir karşı iktidar olmak zorundadır. İşte bu yüzden halk meclislerini en yüksek karar alma mekanizması olarak oluşturduk. Doğrudan demokrasinin temsili demokrasiden daha iyi olduğunu fark ettik, çünkü insanlar dört senede bir politikaya katılmak yerine günlük yaşamlarını ilgilendiren konularla ilgili tartışmalara ve karar alma mekanizmalarına katılıyor, ama doğrudan demokrasinin burjuva demokrasisinden daha iyi olduğunu görmemize rağmen, ekonomik demokrasi olmadan, politik demokrasinin kocaman bir uydurma olduğunu çabucak keşfettik

Marinaleda’da polis yok!

Özel mülkiyetin olmadığı, üretenlerin üretim araçlarını kontrol ettiği, üretimden elde edilen gelirin eşit bir şekilde çalışanlar arasında dağıtıldığı, ev kiralarının 15 avro olduğu ve havuz, yaşlılar evi, kreşler, temizlik, eğitim vb. şeylerin ya bedeva ya da çok cuzi olduğu bir yerde, suçun olmamasını, Marinaledalılar çok doğal karşılıyor. Gloria’nın dediği gibi, ” İnsanlar, kendilerine ait olan şeyleri niye çalsınlar, niye zarar versinler ki? ” Üstelik polisin olmaması, her sene 350 000 avro tasarruf yapmalarını ve bu paraları başta eğitim olmak üzere Komün’ün değişik ihtiyaçlarına harcamalarına yaramış.

“Konut sorununu belediye halkla birlikte çözüyor”

Öncelikle şunu belirtelim: Marinaleda’da, kiralar ayda 15 avro civarında. İspanya genelinde ortalama kiraların 300 avro olduğunu düşünürsek, Marinaledalıların nerdeyse bedeva oturduğunu söyleye biliriz. Her Marinaledalı yurttaşın ev sahibi olma hakı var, ama bir bekleme listesi var ve öncelik çocuklu ailelere ve çiftlere (evli veya değil) veriliyor. Belediye, ev yapımında bilgisi olmayanlar için bazı formasyonlar düzenliyor. Bütün malzeme ve araç-gereci belediye sağlıyor, bu işten anlayanlarda birlikte, evler imece usulü inşa ediliyor. Şimdiden üç yüz evin yapıldığı Marinaleda’da, aile fertleri ev sahipleridir ve evi kendinden sonrakilere devr edebiliyorlar, ama evi satma hakları yok. Taşınıp gitmeleri durumunda ise ev Kömün’ün malı oluyor.

Sonuç olarak, Marineladalılar, bir yandan devrimin sadece iktidarı almak anlamına gelmediğini, halkın kendi ihtiyaçlarına göre üretebileceğini, ürettiklerini eşit bir şekilde bölüşebileceklerini, doğrudan ve katılımcı bir demokrasi ile insanların yaşadıkları şehiri yönetebieceklerinin en güzel örneği. Kısacası, Marinaleda deneyimi, hem anti-kapitalist belediyeciliğin mümkün olduğunu, hem de 21. yy. sosyalizminin nasıl olabileceğiyle ilgili çok önemli ipuçları barındırıyor içinde. Bu önemli tecrübeden yararlanmak, analiz etmek ve Türkiye’nin özgün koşullarını göz önüne alarak, anti-kapitalist bir belediyeciliği adım adım inşa etmek bizim elimizde. Ama bunu yapmak için, öncelikle böyle bir perspektive sahip olmamız gerekir. Yerel seçimleri red etmek yerine, öz-yönetime, doğrudan ve katılımcı demokrasiye dayanan anti-kapitalist bir yerel yönetim stratejisi geliştirilir, yukarıdan ve aşağıdan geliştirilen ve birbirlerini diyalektik bir şekilde tamamlayan mücadele yöntemleriyle sosyalist bir belediyecilik inşa edile bilinir. Böyle bir modelin, tıpkı Marinaleda’da olduğu gibi, ekonomik, politik ve toplumsal demokrasiyi birbirinden ayırmadan ve genel mücadeleden kopmadan yapmanın olanakları Türkiye’de fazlasıyla mevcut.

Not: Alıntılar Isabelle Fremeaux ve Jean Jordan’ın yazdıkları “Les sentiers de l’utopie” adlı kitaptan alınmıştır.
[Cem Akbalık yazısı ilk olarak 16.07.2014 tarihinde  harfvolver.com yayınlanmıştır. ]
Devamı

Marinaleda; İspanya’da Yeşeren Sosyalist Ütopya!

Marinaleda’nın adını, 2006’da Fransa’da yürürlüğe giren CPE (Yeni İş Sözleşmesi) adlı yasanın yürürlüğe girmesine karşı üniversiteyi işgal ettiğimizde, karşılaştığım İspanyol bir arkadaşımdan duymuştum. Daha sonra, mali krizin reel ekonomi başta olmak üzere, toplumun her alanına yayılmasıyla birlikte, Marinaleda ile ilgili belgeseller ve konferanslar yapıldı, birçok makale yazıldı. “Dünyanın tek komünist köyü” deniliyordu Marinaleda için. Hatta bazıları da: “Marks hayatta olsaydı kesin gidip orada yaşardı” diyorlardı. İşsizlik yok, polis yok, kilise ve din adamı yok, hırsızlık yok. Ama herkese iş var, aş var, okul var, konut var. Böyle tanındı, böyle bilindi Marinaleda.


Marinaleda, binlerce hektarlık toprağı ellerinde bulunduran düklerin yanında gündelikçi olarak çalışan yoksul tarım emekçileri ve işsizlerin
image

bir araya gelerek kanla, terle, gözyaşı ile; kar-kış demeden yıllarca süren mücadeleler sonucu kurdukları bir Komün. Marinaledalılar, ütopya arayışına çıkmadan, devrimin olmasını beklemeden, kendi ütopyalarını ve devrimlerini neoliberal kapitalizmin en güçlü olduğu yerde, AB sınırları içinde bulunan İspanya’nın Endülüs Bölgesi’nde hayata geçirmişler. Bu sosyalist Komün’ün en büyük özgünlüğü, ütopyalarını hayata geçirirken, araç olarak kulandıkları sendikalar aracılığıyla, genel mücadeleden kopmadan, bölgenin kendine özgü kültürel ve toplumsal özgünlüğünü gözönüne almaları, bu özgünlüğü sosyalizmin değişik versiyonları olan marksizm, anarşizm ve reformizm gibi politik geleneklerle harmanlayarak uygulamalarında yatıyor. İspanya’nın diğer bölgelerine göre daha rahat bir yaşamları olmasına ve daha iyi koşullarda çalışarak çok daha fazla kazanmalarına rağmen, ne kendi içlerine kapanıp dünyadan ilişkilerini kesmişler, ne de kapitalizme karşı mücadeleden kopmuşlar.

Herşey diktatör Franko’nun ölümünden sonra başladı!

Diktatör Franko’nun ölümünden sonra, İspanya herkesin katıldığı ve “temsil edildiği” ilk “demokratik seçimlerini” yapar ve monarşi tekrar restore edilerek, Juan Carlos “yeni” İspanya’nın kralı olur. Franko diktatörlüğü boyunca yasak olan Bask, Katalon vb. halkların haklarını savunan partilerin hepsi legalleşir ve yapılan seçimlere katılırlar. Endülüs Boölgesi’nde yer alan Marinaleda da ise seçimleri Kolektif İşçiler Birliği- Endülüs Sol Cephesi (CUT-BAI) kazanır ve tarih öğretmeni olan Sanchez Gordillo belediye başkanı olur. İspanya’nın en genç belediye başkanı unvanına da sahip olan Juan Mauel Sanchez Gordillo ve arkadaşlarının tek objektifi vardır : yoksulluğa, yoksullugun sorumlularına, yani varolan ekonomik ve politik sisteme, özelikle toprak sahiplerine karşı mücadele etmek. Bu durumu Belediye Başkanı Gordillo şöyle özetliyor:

İlk başlarda sendikaların içinde politik olarak örgütlenmeye başladık. Daha sonra belediyeyi almak istedik; yerel seçimlere katıldık ve şimdiye kadar devam eden mutlak çoğunluğu kazandık”.

Bir yandan sendikal mücadele, diğer yandan kazanılan seçimler Marinaledallıların hayatında çok radikal değişiklikleri de beraberinde getirir.

Toprak, toprağı işleyenindir!

Endülüs Bölgesi, İspanya’nın işsizlik ve yoksulluk oranının en yüksek olduğu bölgelerin başında geliyor. Yedi yüzyıl İslam egemenliği altında kalan bölgede, ciddi bir anarşist geleneğin de izlerine rastlamak mümkün. Bölge aynı zamanda toprak aristokrasisin çok güçlü olduğu ve binlerce gündelikçi tarım işçisinin çok ucuz ve zor koşullarda çalıştırıldığı bir yer. İşte bu düklerden biri de İspanya Kralı Carlos’un yakın dostlarından biri olan ve binlerce hektarlık toprağın sahibi olan İnfantando düküne çalışan Marinaledalılar, düke ait 1 200 hektarlık alanı işgal ederler ve böylece yıllarca süren bir mücadele de başlamış olur. Marinaledalılar, mücadele ile elde ettikleri toprakları ekmeye başlarlar. Eskiden düke ait olan topraklar artık herkesindi. Kendi topraklarında kendileri için çalışmaya başlayan halk, artık ne düke ne de başka birine çalışma ihtiyacı duymuyor, iş bulmak için farklı bölgelere ve hatta ülkelere göç etmek zorunda kalmıyordu. En önemlisi de, Marinaledalılar, o zamana kadar ki üretim şeklini, yani kapitalist üretim şeklini ve özel mülkiyeti ortadan kaldırarak, başta toprak olmak üzere, üretim araçlarını kollektifleştiriyor, denetimini da çalışanlara veriyordu. Belediye Başkanı Gordillo onları toprak işgalleri yapmaya iten sebepleri şöyle açıklıyor:

Kendi kendimize işsizliğe nasıl çareler bulacağımıza dair sorular soruyorduk. Toprağa ihtiyacımız vardı. Toprak kimin elinde? Infantado Dükünün. 17 000 hektarlık toprak dükün elinde bulunuyordu. Ve onun topraklarını işgal etmeye basladık. Hem de yüzlerce defa. Genel grevler ve açlık grevleri yaptık, yolları bloke ettik, Malaga ve Sevilya havayollarının uçak pistlerini işgal ettik…Senelerce süren mücadeleler sonucu, 1991’de,1200 hektar toprağı almayı başardık ve bu topraklarda şimdi sayısı sekiz olan kooperatifler kurduk”.

Kooperatifler ve öz-yönetim ilkesi

Topraklar işgal edildikten sonra, toprağın kendi başına bir anlam ifade etmediğini anlayan Marinaledalılar, bölgenin ziraii yapısını göz önünde bulundurarak kooperatifler kurmaya başlıyorlar.

Toprak sahibi olmayı başarmak büyük rahatlama yarattı, ama hemen farkına vardık ki, üzerinde çalıştığımız toprak, sadece toprak, işsizliğe bir çare değildi. Böylece, bölgemizde yetişen : biber, artişo, zeytin ve zeytin yağı üretimini sağlayacak bir saniyi kurduk

Kapitalist şirketlerde veya düklere ait topraklarda çalışmış ama daha sonra işsiz kalmış Marinaledalılar, bir yandan ütopyalarını kurmak için mücadele verirken, diğer yandan da, bu ütopyalarının, karşı oldukları sisteme benzememesi için kafa yormuşlar. Kapitalist işletmelerin tersine, kurulan kooperatifler onların denetimindeydi. Öz-yönetim ilkesine göre hareket ediyorlardı ve herkese aynı ücret ödeniyordu. İhtisaslaşma var, iş örgütlenmesinde hiyerarşi var, ama kooperatiflerle ilgili kararlar hep birlikte alınıyor, statüsü ne olursa olsun, herkes altıbuçuk saat çalışıyor (Cumartesi dahil) ve aynı ücreti alıyor. Kapitalist işletmelerde, işçilerin sırtından kazanılan artı-değer patronun cebine giderken, Marinaleda da, yeni iş alanlarının yaratılmasına ve şehrin altyapısının geliştirimesi için harcanıyor.

“Doğrudan ve katılımcı demokrasiyi tercih ettik!

Öz-yönetime ve doğrudan demokrasiye dayanan Komün’de, her sene onlarca toplantı yapılıyor. Bu toplantılar bütün Marinaledalılara önceden duyuruluyor. Herkese açık bir şekilde ve herkesin katılımıyla yapılan bu halk meclislerinde halk yasadığı Komün ile ilgili kararlar alıyor. Belediyede çalışanlara para verilmiyor ve halk belediye başkanı da dahil, bütün çalışanları görevden alabiliyor. Karizmatik, yıllarca verilen mücadelelerde toplumun saygınlığını kazanan, yedi defa tutuklanmış, iki defa silahlı saldırıya uğramış ve 1979’dan beri seçilen Belediye Başkanı’nın daha çok sembolik bir iktidarı olduğunu söylemek abartılı olmaz. Kendisine en fazla eleştiriler de Belediye Meclisi’nde azınlık olan ve Marinaleda da bile oturmayan “sosyalistlerden”geliyor. Belediye Başkanı’nı halkı manipüle etmekle suçluyorlar. İşin aslı, Marinledalıların söylediği gibi, Marinaleda’nın anti-kapitalist olması ve doğrudan demokrasi ile halkın kendi kendini yönetmesinden kaynaklı olduğu ve iki politik kültürün çatıştığını söylemek daha doğru olur.

“Ekonomik demokrasi olmadan politik demokrasi bir anlam taşımıyor”

Belediye Başkanı Gordillo, doğrudan ve katılımcı demokrasiyi uygulamalarının sebeplerini ve ekonomik demokrasi ile birlikte ele alınmadığında neden anlamsız olduğunu şu cümlelerle açıklıyor:

(…) biz iktidarın nötr olmadığını düşünüyoruz, emekçilerin elindeki iktidar katılımın temel alındığı bir karşı iktidar olmak zorundadır. İşte bu yüzden halk meclislerini en yüksek karar alma mekanizması olarak oluşturduk. Doğrudan demokrasinin temsili demokrasiden daha iyi olduğunu fark ettik, çünkü insanlar dört senede bir politikaya katılmak yerine günlük yaşamlarını ilgilendiren konularla ilgili tartışmalara ve karar alma mekanizmalarına katılıyor, ama doğrudan demokrasinin burjuva demokrasisinden daha iyi olduğunu görmemize rağmen, ekonomik demokrasi olmadan, politik demokrasinin kocaman bir uydurma olduğunu çabucak keşfettik

Marinaleda’da polis yok!

Özel mülkiyetin olmadığı, üretenlerin üretim araçlarını kontrol ettiği, üretimden elde edilen gelirin eşit bir şekilde çalışanlar arasında dağıtıldığı, ev kiralarının 15 avro olduğu ve havuz, yaşlılar evi, kreşler, temizlik, eğitim vb. şeylerin ya bedeva ya da çok cuzi olduğu bir yerde, suçun olmamasını, Marinaledalılar çok doğal karşılıyor. Gloria’nın dediği gibi, ” İnsanlar, kendilerine ait olan şeyleri niye çalsınlar, niye zarar versinler ki? ” Üstelik polisin olmaması, her sene 350 000 avro tasarruf yapmalarını ve bu paraları başta eğitim olmak üzere Komün’ün değişik ihtiyaçlarına harcamalarına yaramış.

“Konut sorununu belediye halkla birlikte çözüyor”

Öncelikle şunu belirtelim: Marinaleda’da, kiralar ayda 15 avro civarında. İspanya genelinde ortalama kiraların 300 avro olduğunu düşünürsek, Marinaledalıların nerdeyse bedeva oturduğunu söyleye biliriz. Her Marinaledalı yurttaşın ev sahibi olma hakı var, ama bir bekleme listesi var ve öncelik çocuklu ailelere ve çiftlere (evli veya değil) veriliyor. Belediye, ev yapımında bilgisi olmayanlar için bazı formasyonlar düzenliyor. Bütün malzeme ve araç-gereci belediye sağlıyor, bu işten anlayanlarda birlikte, evler imece usulü inşa ediliyor. Şimdiden üç yüz evin yapıldığı Marinaleda’da, aile fertleri ev sahipleridir ve evi kendinden sonrakilere devr edebiliyorlar, ama evi satma hakları yok. Taşınıp gitmeleri durumunda ise ev Kömün’ün malı oluyor.

Sonuç olarak, Marineladalılar, bir yandan devrimin sadece iktidarı almak anlamına gelmediğini, halkın kendi ihtiyaçlarına göre üretebileceğini, ürettiklerini eşit bir şekilde bölüşebileceklerini, doğrudan ve katılımcı bir demokrasi ile insanların yaşadıkları şehiri yönetebieceklerinin en güzel örneği. Kısacası, Marinaleda deneyimi, hem anti-kapitalist belediyeciliğin mümkün olduğunu, hem de 21. yy. sosyalizminin nasıl olabileceğiyle ilgili çok önemli ipuçları barındırıyor içinde. Bu önemli tecrübeden yararlanmak, analiz etmek ve Türkiye’nin özgün koşullarını göz önüne alarak, anti-kapitalist bir belediyeciliği adım adım inşa etmek bizim elimizde. Ama bunu yapmak için, öncelikle böyle bir perspektive sahip olmamız gerekir. Yerel seçimleri red etmek yerine, öz-yönetime, doğrudan ve katılımcı demokrasiye dayanan anti-kapitalist bir yerel yönetim stratejisi geliştirilir, yukarıdan ve aşağıdan geliştirilen ve birbirlerini diyalektik bir şekilde tamamlayan mücadele yöntemleriyle sosyalist bir belediyecilik inşa edile bilinir. Böyle bir modelin, tıpkı Marinaleda’da olduğu gibi, ekonomik, politik ve toplumsal demokrasiyi birbirinden ayırmadan ve genel mücadeleden kopmadan yapmanın olanakları Türkiye’de fazlasıyla mevcut.

Not: Alıntılar Isabelle Fremeaux ve Jean Jordan’ın yazdıkları “Les sentiers de l’utopie” adlı kitaptan alınmıştır.
[Cem Akbalık yazısı ilk olarak 16.07.2014 tarihinde  harfvolver.com yayınlanmıştır. ]
Devamı

ABD’de Genetiği Değiştirilmiş Buğday Skandalı



45newGenetiği değiştirilmiş buğday skandalı Nisan 2013’de ABD’nin Oregon eyaletinde bir çiftçinin tarlasını yeni ekime hazırlarken, yabani ot ilacı (herbisit) uygulaması ve bazı bitkilerin ölmediğini görmesiyle başladı. Sıkılan kimyasal ilaç Monsanto’nun Roundup herbisitiydi (bkz. Bir GDO devinin DNA’sı: Monsanto).

Kısaca hatırlamak gerekirse, Roundup ana maddesi glifosat olan ve Monsanto tarafından 1973’te piyasaya sürülen
Devamı

ARAZİ SEVDALISI AKP'YE, SERMAYEYE VE KENTSEL DÖNÜŞÜME DUR DEMEK İÇİN!

Yazar Nazir Kapusuz - SHD



Önce özelleştiriyorlar, sonra sermaye için cazip geniş araziler üretiyorlar. Özelleştirilecek kadar kârlı olmayan hizmetleri ve üretimleri ise tasfiye ediyorlar ya da  kent dışına çıkarıyorlar. Yaşadığımız mahalleleri “kentsel dönüşüm” ile yıkıyorlar...

Bütün bunlar kentin kıymetli arazilerinin hazin bir öyküsü değil elbet. Siyasi iktidar, bu kapitalist ve sonsuz piyasacı yeminini geleceğimiz üzerinden gerçekleştiriyor.
Devamı

SIRRI ÖZTÜRK'ÜN ÇELİŞKİLERİ, ÇAMURLARI VE KIVILCIMLI AÇMAZI!..

Yazar Sadık Göksu   





“Anlar ki verir lâf ile dünyaya nizamat / Bin türlü teseyyüb bulunur hanelerinde”:
(Lâf ile dünyaya düzen verenlerin hanelerinde bin türlü düzensizlik bulunur.)
Ziya Paşa



Giriş:









Solda Bana Karşı Haset ve Düşmanlığın Yükselişinden İki Küçük Not:
S. Öztürk: “Kulisçilik”, Z. Öztürk: “Mihrakçılık”!?..



TİP’li yıllardan bir Sırrı Öztürk (SÖ) arkadaşımız vardı. Kendi terimiyle “Aile kollektifi”nden (?), kardeşleri Zeki Öztürk ile görünüşte; rahmetli ressam ve eski TKP’li Avni Memedoğlu ile ise, gerçekten, dostça ilişkilerimiz vardı. Doğrudur, SÖ’nün gözü oldum olasıya pek yukarılardadır, havalıdır; biz de şair Ruhi’ye uyduk: “Alâlara alâlanırız, pest ile pestiz” dedik; uzun yıllar kendisiyle pek sıcak bir ilişkimiz olmadı.


Devamı

HER GENERAL, ATATÜRK DEĞİL!.. PEKİ, HER GENERAL, KENAN EVREN Mİ?

Yazar Sinan Tartanoğlu - Sosyolog

 

Osmanlı Devleti’nde de Türkiye Cumhuriyeti’nde de ordu ile siyaset her zaman iç içe. Örnek çok:

Tüm Osmanlı padişahları aynı zamanda başkomutan… Seferlere katılırlar. Padişahların isimlerinin önüne gelen ve şan, şeref ifade eden unvanlaraskerlikle, orduyla ilgili: Yıldırım Bayezid, Fatih Sultan Mehmet gibi…

Bab-ı Ali baskını ordunun hükümete el koyması vakası.
Devamı

ERGENEKON'UN ARKASINDAKİ MUTABAKATLAR

Yazar Behiç Gürcihan (cezaevinden mektup)

Ergenekon operasyonu, bu büyük dönüşüm projesinde “Yeni Devlet’in” müttefikleriyle birlikte kurguladığı kilit operasyonlardan biridir; bir “temizlik” yani kadro operasyonudur.

Operasyonun çekirdek-merkez dinamiğine hakim olan Devlet, o yüzden makro hedeflerine hizmet edecek şekilde kurunun yanında yaşları da yakmakta bir mahzur görmemektedir.

Ellerinde, işleri bittikten sonra kamuoyu tanrılarının önüne atılacak savcılar, bolca komiser ve medya bulunmakta nasılsa.
Devamı

KIZILIRMAK SUYU


Yazar Arzu Kök

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Büyükşehir Belediyesi Basın Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında, Kızılırmak'tan verilen suyun son derece kaliteli ve sağlıklı bir su olduğunu söyledi. Ankaralının 21 gündür Kesikköprü Barajı'ndan gelen Kızılırmak suyunu içtiğini bildiren Gökçek, "kimse de bunun farkına varmadı. İshal vakaları da artmadı" dedi...
Devamı

KYOTO İMZALANACAKMIŞ!..

Yazar Arzu Kök


Küresel ısınmayla mücadeleyi öngören Kyoto Anlaşması, Birleşmiş Milletler'in 1997'de Japonya'da düzenlediği çevre toplantısında katılımcı hükümetler tarafından kabul edilen bir anlaşma...
Bu anlaşma, gelişmiş ülkelerin sera etkisi yaratan gazların salınımını 2008-2012 yılları arasında yüzde 5,2 düşürmelerini öngörüyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2001'den itibaren 84 ülke anlaşmayı imzaladı, 34 ülke onayladı. Ancak bu protokolün bir bağlayıcılığı olmadığı için bu anlaşma sonrasında dahi gaz salınımlarında küresel bir düşüş gözlenmedi. Çevreci örgütler, küresel ısınmanın önüne geçilebilmesi için başta Amerika olmak üzere gelişmiş ülkelerin Kyoto Anlaşması'na imza atmasını ve kurallarına uyması gerektiğini görüşündeler.
Rus bilim adamlarına göre, dünya 2055'de "Buz Devri"ne geri dönecek. Uzay bilimci Khabibullo Abdusamatov, şu anki küresel ısınmanın ardından küresel bir soğuma kuşağına gireceğimizi öne sürdü. "Dünyayı sera gazı etkisinden korumak için uygulanan Kyoto protokolleri şimdilik ertelenmeli. Çünkü şu anda Dünya, küresel sıcaklık anlamında en yüksek noktada ve bundan böyle sıcaklık kademeli olarak azalacak" diyen Abdusamatov, soğumanın birkaç yıl içinde başlayacağını kaydetti. Bunun önüne geçecek tek uygulama ise Kyoto Protokolü şartlarına tamamen uyulması olacaktır.
Kyoto Sözleşmesi ile devreye girecek önlemler son derece pahalı yatırımlar gerektiriyor. Ancak dünyanın geleceği açısından son derece önemli bu yatırımların yapılması. Kyoto Sözleşmesi neleri mi öngörüyor;
"- Atmosfere salınan sera gazı miktarı yüzde 5'e çekilecek.
- Endüstriden, motorlu taşıtlardan, ısıtmadan kaynaklanan sera gazı miktarını azaltmaya yönelik mevzuat yeniden düzenlenecek.
- Daha az enerji ile ısınma, daha az enerji tüketen araçlarla uzun yol alma, daha az enerji tüketen teknoloji sistemlerini endüstriye yerleştirme, ulaşımda, çöp depolamada çevrecilik, temel ilke olacak.
- Atmosfere bırakılan metan ve karbondioksit oranının düşürülmesi için alternatif enerji kaynaklarına yönelinecek.
- Fosil yakıtlar yerine örneğin, bio dizel yakıt kullanılacak.
- Çimento, demir çelik ve kireç fabrikaları gibi yüksek enerji tüketen işletmelerde atık işlemleri yeniden düzenlenecek.
- Termik santrallerde daha az karbon çıkartan sistemler, teknolojiler devreye sokacak.
- Güneş enerjisinin önü açılacak. Nükleer enerjide karbon oranı sıfır olduğu için dünyada bu enerji ön plana çıkarılacak.
- Fazla yakıt tüketen ve fazla karbon üretenden daha fazla vergi alınacak.
 "
Görüldüğü gibi öngörülen önlemler gerçek anlamda atılması gereken çok önemli önlemlerdir. Özellikle dünyayı çok kötü etkileyecek olan bu küresel ısınmanın etkilerini son yıllarda çok fazla hisseden Türkiye yıllardır -Amerika istemediği için kim bilir – imzalamadı bu sözleşmeyi. Yıllardır ülkemizdeki pek çok çevreci örgüt hükümetlere bu konuda baskı yapmalarına rağmen bu sözleşmeyi imzalatmayı başaramadılar. Sanki yaşanan onca gelişme görmezden gelindi. Kuraklık, orman yangınları, susuzluk, ... yaşandı ama hükümetler hep görmezden geldi. Zira ABD imzalamıyordu ve bazı ülkelerin de imzalamasını istemiyordu. Tabii ki Türkiye de bu ülkelerden birisi.
Ancak TBMM Çevre Komisyonu Başkanı Özdalga yaptığı açıklamada Türkiye'nin, kısa bir süre içinde Kyoto protokolünü imzalayacağını bildirdi. Terörle mücadeleden sonra, iklim değişikliği konusunun uluslararası diplomasinin gündemindeki en önemli konulardan biri olduğuna işaret eden Özdalga, "Türkiye, iklim değişikliği mücadelesine kayıtsız kalamaz, kalmamalıdır" dedi. Evet kalmamalıdır. Bu zamana kadar sessiz kalması bile aslında büyük bir suçtur. Hükümetlerin dünyaya ve Türkiye'ye ihanetleridir bu durum.
Özdalga ayrıca, "Eğer imzalamazsa, Türkiye tamamen yalnız kalacak" dedi. Aslında bu sözde ne yazık ki çok acı bir gerçek saklı. Zira bu sözleşmenin, dünyanın geleceği açısından ne kadar önemli olduğunun hâlâ ayırdına varılmadığını gösteriyor bu sözler. Yani Türkiye bu anlaşmayı şimdiye kadar ABD istemedi diye imzalamadı ise, bundan sonra AB istiyor, bu konuda baskı yapıyor diye kabul edecek. Ne acı bir durum. Çünkü hükümetler böyle bir adımı gerekliliğine inandıkları için atamayacak kadar acizler. Birileri istiyor diye kabul etmiyor ya da birileri istiyor diye kabul ediyorlar. Nerede kaldı ülke iradesi?
Kyoto sözleşmesinin imzalanması; zorla da olsa, başka nedenlerin baskısıyla da olsa güzel bir sonuçtur. Ancak yine de bunu Türkiye'nin yıllar önce yapmasını isterdik. Kendisi gerçekten de istediği için, gerekliliğine inandığı için yapsın isterdik, AB kriterleri öyle gerektirdiği için değil.
kok.arzu@gmail.com
Devamı

PORNO YAŞAMA "MALZEME" EDİLENLER


Yazar İleti: Reyhan Dağ  


Sevda’nın evine yaklaştıkça heyecanı artmaya başlamıştı Nazım’ın..
Aynı şehirde yaşamalarına rağmen pek görüşmezlerdi.
Dünyaları ilk tanıştıkları yıllarda hemen hemen aynıydı..
Ama artık çok farklıydı…
Sevmiş miydi Sevda’yı?
Sevmişti..
Sevda sevmiş miydi?
Yıllar önce evet, sevmişti hem de nasıl
Sevmişti!
En çok da ”YOL”’larını sevmişti.
Yolları ayrılalı da çok uzun zaman olmuştu…

55’ine merdiven dayamıştı Nazım. Ama yaşını hiç göstermezdi. Kendisine
Devamı