VATAN POSTASI ☰ Bölümler

Tunus Emekçileri Partisi: Suç çetelerini devletten temizleyeceğiz


Tunus’ta ikinci haftasına giren protestolarda yarın için 38 örgüt tarafından sokak çağrısı yapıldı. Tunus’taki protestolarda polisin attığı gaz bombasının başına isabet etmesi sonucu hayatını kaybeden 20 yaşındaki Heykel El-Raşidi için 38 örgüt yarın sokağa çıkıyor.





Dünkü protestolarda 20 yaşındaki Heykel El-Raşidi’nin, başına isabet eden gaz bombasından dolayı hayatını kaybetmesinin ardından, Tunus’ta sokağa kitlesel çağrılar yapıldı.





Protestolarda büyük rol oynayan Tunus solu, daha önce 12 sol parti ve Marksist örgüt ile gösterilerin bir parçası olduklarını açıklamış ve sokağa kitlesel katılım çağrısı yapmıştı.





8 örgüt ve derneğin bugünkü ortak çağrısında, yarın için kitlesel sokak gösterileri çağrısı yapıldı.





Tunus Emekçileri Partisi’nden de bugün yapılan açıklamada ‘sistemi kontrol edenlerin meşruluğunu yitirdiği’ ifade edildi ve yarınki protestoya kitlesel katılım çağrısı yapılarak ‘suç çetelerini devletten temizleyeceğiz’ denildi.





Açıklamın devamında ‘halkı yoksullaştıran, yolsuzluk ve suç çeteleri devrilene kadar’ gösterilerin devam edeceği ifade edildi.





20 yaşındaki Heykel El-Raşidi’nin ölümünü bu gösteriler için bir dönüm noktası olarak gören parti ‘bozguncu yönetim partileri devrilecek’ denildi.





Kaynak: Marbuta Haber


Devamı

BTS'dan Emeklileri Tarafından Baskı ve Hukuksuzluklara Karşı Basın Açıklaması…


BASINA VE KAMUOYUNA





bts




BTS Emekli Yöneticileri Olarak Sendikamızın Üye ve Yöneticilerine Yönelik Baskı ve Sürgünleri Protesto Ediyoruz!Son günlerde Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikasının üye, temsilci ve yöneticilerine yönelik olarak gerçekleştirilen saldırı ve baskılara karşı aşağıda imzası bulunan ve geçmişte Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikasının çeşitli kademelerinde yöneticilik yapmış insanlar olarak diyoruz ki;Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası, daha kuruluş çalışmalarına başladığı yıllardan itibaren maruz kaldığı saldırı ve baskılara karşı geri adım atmamış ve daha da kararlılık ve inatla örgütlenmesini tamamlamış ulaştırma işkolunda “söz, yetki, karar çalışanların” ilkesi ve de sınıf ve kitle sendikacılığı anlayışıyla mücadele eden tek sendika olmuştur.Bu örgütün kurucuları, daha kamu sendikaları kavramının bile konuşulmadığı, 1980 darbesinden sonra sendika ihtiyacını çalışanların bilincine çıkartmayı başarmış ve o karanlık ve baskıcı dönemde bile ilk grevi yapmış bir gelenekten gelmektedir.1990 yıllarda ete kemiğe bürünen kamu emekçileri sendikal mücadelesinde her zaman en önde olmaya çalışan, her grev ve mitingde tüm örgütlülüğü ile içerisinde olan Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası elbette bugün bu geçmişini unutmamıştır.Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası aynı zamanda hem işkolunda tüm çalışanların sorunlarına sahip çıkarken hem de ulaşım politikaları konusunda da sözünü söylemiş, eksiklikleri, yanlışları hiç çekinmeden kamuoyu ile paylaşmıştır. Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikasının bu tutumunu bu güne kadar hiç değiştirmemiştir. Değiştirmesi de mümkün değildir. Çünkü Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası sadece üyelerinin hak ve çıkarlarını savunan bir sendikal anlayışa sahip değildir. Aynı zamanda torpilin/siyasi kadrolaşmanın değil liyakatin esas alınmasını savunur. Dolayısı ile gördüğü tüm yanlışları ifade etmesi fıtratında vardır. Var olmaya da devam edecektir.Unutulmasın ki Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası her furgonda, her markizde, her makas başında, her büroda, her liman vincinin yanında, her hava trafik kulesinde, her dağın başındaki drezinin içinde vardır ve var olmaya da devam edecektir. Çünkü Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası gücünü, sadece üyelerinin değil bütün çalışanların hak ve çıkarını savunmak ve onlar için çözüm adresi olmaktan alır. Bu güç Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikasını geçmişten geleceğe taşıyan güçtür. Bu güç haklılığı ve doğruyu ve hakikati her zeminde söyleme gücüdür de.Bu güç Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikasının kurucu iradesi ve yazılı olmayan anayasasıdır.Bu güçle davranan Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası, 30 yıllık tarihinde onlarca genel müdür, yüzlerce binlerce daire başkanının keyfi davranışları, haksız uygulamaları ile mücadele etmiş ve bu mücadelede asla boyun eğmemiş, itaat etmemiştir.Bu gerçekten hareketle işkolumuzda bulunan yöneticilere bir tavsiyemiz olacak. Ne kadar baskı da kursanız, ne kadar demiryolu emekçisini sürgün de etseniz bu coşkun akan suyu engelleyemezsiniz. O nedenle gelin yaptığınız yanlıştan dönün… Yoksa siz bizi sürmekten yorulursunuz ama biz asla yılmayız…Demiryollarında üye ve yöneticilerimize yönelik bu saldırılar, tüm ülkede yaşanan anti-demokratik uygulamalardan, hak arayan emekçilere yönelik saldırıdan, asgari ücretle toplumun açlığa mahkûm edilmesinden, kamunun talanından, Yap-İşlet-Devret’lerle geleceğimizin ipotek altına alınmasından bağımsız değildir.Liyakatsiz atamalar, kadrolaşmalar, ehil olmayan kişilerin yönetim kademelerine gelmeleri, bilimden uzak, tecrübesiz, birikimsiz bir kadro yığınının yönetim kademesini doldurması ile siyasi iktidarın ve kurum yöneticilerinin demiryollarımızı getirdiği nokta ortadadır.Toplumun büyük kesiminin, yaşamın her alanında baskı altına alındığı bu süreçte BTS olarak, TCDD yöneticilerinin tüm bu bilimsellikten uzak, hukuksuz uygulamaları karşısında susmamış, nerede haksızlık, nerede adaletsizlik, nerede yanlış varsa haykırmıştır.Buradan, her ne kadar sendikamız içerisinde üye olarak yer almasak da biz aşağıda imzası bulunanlar Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikasının yanında, arkasında, omuz başında durmaya devam edeceğimizi ilan ediyoruz.BTS Emekli Yöneticileri





ADI SOYADISENDİKA GÖREVİ
Abdullah YILDIZBTS Adana Şube  Eski Başkanı
Ahmet EROĞLUBTS Eski MYK üyesi
Ayşen DÖNMEZBTS Eski Genel Mali Sekreteri, İstanbul 1 nolu Şube Eski Kadın Sekreteri
Birtan KULAKOĞLUBTS Eski Merkez Denetim Kurulu üyesi
Celal ASİLBTS Ankara Şube Eski Yürütme Kurulu üyesi
Celal İLHANBTS Malatya Eski Şube Yürütme Kurulu üyesi
Coşkun ÇETİNKAYABTS Eski Genel Sekreteri
Ersin ALBUZBTS İstanbul Eski Şube Başkanı
Gülseren ARIKANBTS Eski Genel Mali Sekreteri
Hanefi YILDIRIMBTS Eski Diyarbakır Şube Başkanı
Hasan SOYSALBTS Eski Genel Sekreteri
İhsan AKTAŞBTS Eski MYK üyesi
İshak KOCABIYIKBTS Eski Genel Sekreteri
İskender ERSÖZBTS Eski MYK üyesi
Kemal ASLANBTS İzmir İşyeri Eski Temsilcisi
Kemal ÖZKANBTS Ankara Şube Eski Yürütme Kurulu üyesi
M. Şakir YİĞİTBTS Muş Eski  İşyeri Temsilcisi
Mehmet BAŞARABTS Eski Ankara Şube Eski Yürütme Kurulu üyesi
Mehmet ERDOĞANBTS Eski MYK üyesi
Mehmet ERDOĞANBTS Eski Genel Hukuk TİS ve İnsan Hakları Sekreteri
Mehmet OCAKBTS Eski MYK üyesi
Metin KOÇBTS Malatya EskiŞube Yürütme Kurulu üyesi
Mithat ERCANBTS Eski Kurucu MYK  Üyesi,İstanbul 1 Nolu Şube Eski Başkanı
Mutlu TAŞDELENBTS  Ankara Şube Eski Yürütme Kurulu üyesi
Nazım KARAKURTBTS Eski Genel Başkanı
Ramazan MİRANBTS  Diyarbakır Şube Eski  Başkanı ve KESK GYK Eski üyesi
Reşat EKiCİBTS Malatya Eski Şube Yürütme Kurulu üyesi
Selahattin NESİPOĞLUBTS Eski Genel Eğitim ve Örgütlenme Sekreteri
Sema TATAROĞLUBTS Adana Şube  Eski Başkanı
Sevim BOYRAZBTS Eski Ankara Şube Başkanı
Seyfullah GÜCÜKATALAKBTS Eski Gen. Başk. Yard.
Süleyman ERYILMAZBTS Eski Genel Sekreteri
Süleyman TUTUŞBTS Diyarbakır Şube Eski Yürütme Kurulu üyesi
Şahin ÇİLİNGİRBTS  Merkez Eski Denetleme kurulu üyesi
Şemistan ÇETİNBTS İzmir Şube Eski Yürütme Kurulu üyesi
Tülya SÖNMEZ AYTEKİNBTS   Ankara Şube Eski Yürütme Kurulu üyesi
Ugur YAMANBTS Eski Genel Başkanı
Vecihİ AYDOĞANBTS Eski Diyarbakır Şube Başkanı
Yakup TAĞIBTS Havacılık Şube Eski Başkanı
Yusuf Kenan KAYABTS Eski Genel Sekreteri
Yusuf KOÇBTS Malatya Eski Şube Yürütme Kurulu üyesi

Devamı

HDP Gençlik Meclisi: “İktidar onun “makul genci” olmayan tüm gençlerden adeta intikam almaktadır”


Halkların Demokratik Partisi (HDP) Gençlik Meclisi, dün 6 ilde yapılan ev baskınlarında HDP MYK, PM ve Gençlik Meclisi üyelerinin gözaltına alınmasına ilişkin açıklama yaptı.





HDP Gençlik Meclisi, dün 6 ilde yapılan ev baskınlarında üyelerinin gözaltına alınmasına tepki göstererek, ”Gözaltılarınız baskı ve zor aygıtlarınız bizi mücadelemizden vazgeçiremeyecektir. Nafile çabalarınıza son verin!” diyerek açıklama yaptı.





Açıklamada, “Halklara, gençlere, kadınlara ve çocuklara tarihin en kirli dönemlerinden biri yaşatılmaktadır. AKP-MHP faşist iktidarı günden güne faşizmin dozunu yükselterek toplumu nefes alamaz hale getirmek istemektedir. Her çıkmazda muhalif kesimler olan; devrimci, demokrat çevrelere saldıran bu örgütlü kötülük; gözaltına alma, kaybetme ve itibarsızlaştırma politikalarını sürdürmektedir. AKP-MHP iktidarı kendinden farklı düşünen herkesi hapsetmektedir. Kürt halkı şahsında halkların tüm değerlerine saldırmakta ve toplumu tek tipleştirmektedir” denildi.





“Gençlik asimile edilmek isteniyor”





“Toplumun en canlı, değiştiren dönüştüren çağı ve kimliği olan “gençlik” toplumsal tüm değerlerden  uzaklaştırılarak asimile edilmek istenmektedir.” denilen açıklamanın tamamı şöyle:





Okul ve iş yerleri başta olmak üzere tüm sosyal alanlarda gençlerin emekleri sistematik bir biçimde sömürülmektedir. Tüm bu sömürü sistemlerinin karşısında duran ve haklı mücadelesinden vazgeçmeyen gençler, faşist iktidarın; kaçırılma, ajanlaştırma, kaybedilme katledilme politikaları ile yüz yüze kalmaktadır. İktidar adeta onun “makul genci” olmayan tüm gençlerden intikam alırcasına faaliyetlerde bulunmaktadır. Hiçbir meşruiyeti kalmayan iktidar ülkeyi çetevari bir biçimde yönetmektedir.





AKP-MHP faşizmi yaşamın tüm alanlarını denetimi altına almak isterken ilk hedefi genç kimlikler
olmaktadır. Tecrit edilen yaşamı kabul etmeyen her genç iktidarın düşman hukuku ile karşı karşıyadır. Dün sabah saatlerinde. (26/01/2021) yapılan siyasi gözaltı operasyonlarıyla aralarında MYK, PM ve HDP Gençlik Meclisi üyelerimizin de bulunduğu bir çok genç gözaltına alınmıştır. Bu Meclis üyelerimize yapılan ilk saldırı değildir, mevcut iktidar, İktidarda kaldığı sürece saldırıları da sürecektir. Terörize etmeyi adeta kendini koruma kalkanı haline getirmektedir.





“Nafile çabalarınıza son verin!”





HDP Gençlik Meclisi olarak belirtiyoruz; Bizler sizin çizdiğiniz kalıp ve sınırların çok ötesinde irade ve güce sahibiz, yaşamın her alanında olduğu gibi demokratik siyaset alanında da var olmaya size karşı mücadele etmeye ve sizi koltuğunuzdan etmeye kararlıyız. Gözaltılarınız baskı ve zor aygıtlarınız bizi mücadelemizden vazgeçiremeyecektir. Nafile çabalarınıza son verin!





Bizler toplumun tüm kesimlerinin insanca yaşamını savunuyoruz. Özgür yaşamı inşa edeceğimizi bir kez daha belirtiyoruz. Tecridi yok edeceğiz, faşizmi yıkacağız!





Sendika.Org


Devamı

İSİG Meclisi’nden Tuzla’da eylem: “Tersanelerde iş cinayetlerini durduracağız… Limter-İş yalnız değildir!”


İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi, 2020 yılına ilişkin iş cinayetleri raporunu tersaneler bölgesi Tuzla'da yaptığı bir eylemle açıkladı. Rapora göre bir yılda iş cinayetleri sonucu 2427 işçinin hayatını kaybetti, son 8 yılda hayatını kaybeden tersane işçisi sayısı ise 226. İSİG Meclisi'nin çağrısıyla düzenlenen eylemde bir araya gelen emekçiler, son dönemde polisiye baskılarla karşı karşıya olan Limter İş sendikasıyla da dayanışmalarını ifade etti





Tersaneler raporuna geçilmeden önce Deriteks Genel Sekreteri Ayhan Yanılmaz, İSİG Meclisi’nden Murat Çakır, Sinbo ve Migros direnişleri birer konuşma yaparak tersane işçilerinin mücadelesiyle dayanışmalarını ifade etti. Eyleme DİSK’e bağlı Limter İş, Enerji Sen, Dev Yapı İş, Dev Turizm İş sendikaları ile İnşaat İş, DDG SEN, TOMİS, Halkevleri ve ESP üyeleri de katıldı.





“Bıçak kemiğe dayandı, geçinemiyoruz!”





Daha sonra İSİG raporunu açıklayan Limter-İş Genel Başkanı Kamber Saygılı, şöyle konuştu:





İşe giderken yollarda geçen saatler. İşyerinde güvencesiz çalışma koşulları: Uzun çalışma saatleri, iki kişinin yapacağı işi tek başına yapma, kötü yemekler, alınmayan iş güvenliği önlemleri, patrondan hakaret… Yaşamak için değil adeta çalışmak için yaşıyoruz! Evde kira, gıda-eğitim-sağlık giderleri ve elektrik-su-doğalgaz faturaları… Resmi enflasyon yüzde 15 ama gerçekte enflasyon yüzde 35-40’a varmış durumda. Bıçak kemiğe dayandı, geçinemiyoruz!





“Türkiye’de tarihin en büyük sağlık emekçileri merkezli ‘işçikırımı’ meydana geldi”





İşte güvencesizlik tam da bu! Güvencesizliği bugünün proleter çalışma ve yaşam disiplini haline getiren AKP’nin iktidar yılları boyunca İş Cinayetlerinde yaklaşık 27 bin işçi hayatını kaybetti… Diğer yandan koronavirüs salgınıyla beraber sermaye güvencesiz, esnek ve kuralsız çalışma koşullarını daha da ağırlaştırdı ve yaygınlaştırdı. Sonuç ise ortada! Türkiye’de tarihin en büyük sağlık emekçileri merkezli ‘işçikırımı’ meydana geldi. 2020 yılında İş Cinayetleri sonucu 2427 işçi hayatını kaybetti, siyasal/ekonomik krizi aşmak için işçiler daha çok öl(dürül)dü…





“Son sekiz yılda tersanelerde en az 226 işçi arkadaşımızı kaybettik”





6331 Sayılı İSG Yasası’nın yürürlüğü girdiği 2013 yılından bugüne tersane/gemi sektöründe 226 işçi hayatını kaybetti:





  • İş cinayetleri Tuzla, Aliağa ve Altınova’daki tersanelerde yoğunlaştı. Diğer yandan açık denizde birçok gemi işçisi can verdi…
  • En çok ölüm boğulma, ezilme, yüksekten düşme, patlama, yanma, kalp krizi ve nesne çarpması sonucu meydana geldi…
  • Tersanelerde taşeron sistemi ölümlere yol açan çalışma koşullarını oluşturuyor. Gemi işçileri ise açık denizde kuralsız bir çalışmaya maruz kalıyor…
  • Sektörde Türkiye’nin dört bir yanından gelen işçiler yer alırken yine birçok göçmen işçi de çalışıyor. İş cinayetleri ulusal, etnik köken dinlemiyor. Yani ortak mücadele ortak örgütlenme gerekiyor…




“Limter-İş tersane işçilerinin sesidir!”





Limter-İş Sendikasının Tuzla’daki işçi mücadelesinin son 30 yılda yaşadıklarına karşı her zaman sesi olduğunu belirten Saygılı, 1995 yılı sonrasında işçi ölümleri olduğunda toplu iş bırakmalarının yapıldığını, yolların trafiğe kapatıldığını söyledi. Saygılı, 2005 yılı ile birlikte Limter-İş öncülüğünde tersane işçileri devlet ve sermayenin örgütü GİSBİR’e karşı mücadele bayrağını yükselttiğini belirterek sözlerine şöyle devam etti:





Talepler şunlardı: “Pek çok işçinin ölümüne ve yüzlercesinin yaralanmasına yol açan iş koşullarıyla toplama kamplarından farksız olan tersanelerde, iş cinayetlerinin sorumlularının yargılanması. İş güvenliği tedbirlerinin alınması. Uzun çalışma saatlerine son verilmesi. Her tersaneye sağlık ekipmanı sağlanması. İşçilerin hak ettikleri ücretlerin zamanında ödenmesi ve yatırılmayan sigorta primlerinin yatırılması. Taşeronlaştırmaya son verilmesi. Sendikal örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması.”





Mücadele sonucu 2006 ve 2007 yıllarında da Limter-İş’in Genel Başkanı, Genel Sekreteri ve Eğitim Uzmanı tutuklama saldırısına maruz kalmıştı. Ancak bu baskılar 2008 yılının Şubat ve Haziran aylarında Tuzla Havza grevlerinin gerçekleşmesini engelleyemedi. Bugün de tersane işçilerinin mücadelesi devam ediyor, baskılar da sürüyor. Son olarak Limter-İş Örgütlenme Uzmanı Deniz Bakır tutuklandı. Ancak tersane işçilerinin mücadelesi geçmiş de olduğu gibi bugün de sürecek…





“Direniş ve dayanışma yaşatır!”





2016 yılında 1970 işçi, 2017 yılında 2006 işçi, 2018 yılında 1923 işçi, 2019 yılında 1736 işçi, 2020 yılında 2427 işçi… Sermayenin ve iktidarın örtemediği bir gerçek, yana yakıla devam ediyor. İş cinayetleri ve meslek hastalıkları had safhada, işsizlik ve borçlar büyüyor, işçilerin örgütsüzlüğü sürüyor. Ancak işçiler de direnişin yeni biçimlerini bulmaya çalışıyor…





İşçi sınıfı tam da bu noktada örgütlenmeli, birlik ve dayanışma içinde olmalı ve yine işçi sınıfının evrensel değerleri olan eşitlik, özgürlük, kardeşlik ve barış için örgütlenmeli. Yaşamak ve yaşatmak için örgütlenmeli.





Saygılı, açıklamayı sonlandırmadan önce, iş cinayetlerinde kaybedilen işçileri andı ve iş cinayetlerinin yaşanmadığı bir ülke için mücadele edeceklerini söyledi.





Sendika.Org


Devamı

Sarayın sahibleri belli oldu!


Muhalif Aleksey Navalniy tarafından "Putin'in Sarayı" diye kamuoyuna sunulan mülk için, Kremlin'den "sahiplik" konusunda bir açıklama yayınlandı.










Putin'in sözcüsü Dmitri Peskov, Karadeniz kıyısındaki Gelencik bölgesinde bulunan sarayın, "Gerçekten de bu büyük bir mülk. Gelencik'te iyi biliniyor. Bir ya da birkaç işadamı doğrudan ya da dolaylı olarak bu mülkün sahibi durumunda. Kabul edin ki Kremlin sahiplerinin ismini açıklama hakkına sahip değil ve bunu yapmayı düşünmüyoruz. Çünkü doğru olmazdı. Putin'in bu mülkü ziyaret ettiğine dair hiçbir bilgisi olmadığını" söyledi ve ekledi: " Yoldaşlar, dünya özel bir saraydan çok daha çeşitli, geniş. " 


Devamı

Arjantin’den yükselen Yeşil Dalga’dan tüm dünyayı saracak bir tsunamiye


Pandemiyle geçen 2020’nin sonunda Arjantin’den gelen yasal kürtaj hakkı zaferi hepimizin yüzünü güldürdü. Kürtaj hakkı için Yeşil Dalga hareketi gericiliğin, patriyarkanın ve kapitalizmin karşısında tüm dünyaya yayılmasını umduğumuz bir tsunamiye dönüşme potansiyelini taşıyor






https://open.spotify.com/episode/1nQzcaP5xPhVCdNRxQMeb5




Arjantin’de başkent Buenos Aires’te bulunan kongre binası önünde yüzbinlerce kadın tedirgin bir bekleyişte. İçeride hayatları oylanıyor çünkü Arjantin’de her yıl en az 60 bin kadın güvenli koşullarda kürtaja erişemediği için çeşitli komplikasyonlarla hastaneye kaldırılıyor. Çünkü Arjantin’de her yıl 460 bin ila 600 bin gizli kürtaj yapıldığı tahmin ediliyor. Bu sayının yüzde 15’ini 20 yaşın altında, yaklaşık yüzde 50’sini ise 20-29 yaş arası kadınlar oluşturuyor. Çünkü kürtajın neden olduğu enfeksiyonlar anne ölümlerinde hala birinci sırada. Çünkü ülkede her yıl en az 700 bin doğum varken 500 bin kürtaj var. Çünkü 2017’nin resmi rakamlarına göre en az 46 kadın kürtaj nedeniyle hayatını kaybetti, ki gerçek sayının yüzü aşkın olduğu düşünülüyor.





Patriyarkanın devamlılığı için üremenin, üretimin, hareketin, cinselliğin, kimliğin ve iradenin üzerindeki denetimini sürekli kılması gerekir. Kadınların doğurganlığının denetiminin en temel araçlarından biri de kürtaj hakkı üzerindeki kısıtlamalardır. Kürtaj karşıtlığı anneliği kutsayarak, “ceninin yaşam hakkı”nı bir vicdani ve toplumsal yük olarak kadının omzuna yüklemektir. Kişiyi bir tercih yapmış gibi değil bir cinayet işlemiş gibi toplumun ortasına attığınızda bu hakkı kullananlar da savunanlar da ya azmettiriciler ya da suç ortakları olarak sokakta dolaşırlar. Böylece sistem de üremenin denetimine dönük politikalarını hayata geçirmek için uygun koşulları yaratabilir. Dünyanın neresinde olursak olalım kürtaj hakkının bir yasal hak olarak kullanılmasının karşısında ilk olarak gericileri görürüz. Gericilik Türkiye’de siyasal İslamcılıkla boy gösterirken Arjantin’de Katolik kilisesi kılığına bürünüyor. Ücretsiz, güvenli, yasal kürtaj hakkının karşısındaki bir diğer güç ise kapitalizm ve onun icracısı hükümetlerdir. Kadınların doğurganlığı onlar için Ortadoğu, Latin Amerika ve dünyanın her noktasında ucuz emek gücü üretim merkezidir. Bu nedenle kürtaj hakkı bir “nüfus politikası” olarak işletilir. Kadınların bedenlerinin denetimini yeniden ele alma politikası bu nedenle antikapitalist, antipatriyarkal ve muhafazakarlık karşıtı bir mücadeledir. İşte bu yüzden Polonya’da genel greve giden kadınlardan Arjantin’deki kadınlar güçlenir. Arjantin’deki yüzbinlerce kadınla aynı anda dünyanın dört bir yanında kadınlar 17 saat[1] boyunca nefeslerini tutarlar.





Asırlık mücadele





Arjantin’de kürtaj hakkı mücadelesi 100 yıla yakın bir süredir devam eden bir mücadele. Arjantin’de 1921 tarihinde kabul edilen ve hâlâ yürürlükte olan 11.179 sayılı Ceza Kanunu’nun  85-88. maddelerine göre, kürtaj operasyonu yapan veya yapılması için işbirliği içinde olan doktorlar, cerrahlar, ebeler veya eczacılar bir yıldan dört yıla kadar hapis cezasına çarptırılıyor. Ayrıca verilen hapis cezasının iki katı kadar süreyle meslekten men edilebiliyorlar.  Gebelik yalnızca kadının hayatını veya sağlığını tehlikeye atmamak için yapılmışsa ve bu tehlike başka yollarla önlenemiyorsa ya da tecavüzden veya ayırt etme gücüne sahip olmayan kişiye karşı yapılan bir saldırıdan kaynaklanıyorsa yasal kabul ediliyor. Yine bu yasaya göre, kürtaj yapan veya yaptıran kadın bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılıyordu.[2]





Yeşil tsunami olmuş bir Yeşil Dalga





Bugün “Marea Verde” yani Yeşil Dalga hareketinin kökenlerinden biri Arjantin’deki ilk güçlü kadın hareketi olan ve askeri diktatörlüğe karşı insan hakları için mücadele eden Plaza de Mayo Anneleri. Zaten hareketin simgesi olan üçgen yeşil bezler de Plaza de Mayo Anneleri’nin başlarına taktıkları ve o hareketin simgesi olan başörtülerinden geliyor. Yeşil olmasının öyle çok da bir anlamı yok. Arjantinli kadınlar nedenini “Bizler mor renkte yapmak istemiştik ama kumaş almaya giden arkadaşlarımız ellerinde yeşil bir bezle döndüler. Nedenini sorduğumuzda sadece yeşil kumaşın kaldığını söylediler” diye anlatıyorlar. Hareketin bir başka güç dinamiği ise Arjantin’deki köklü feminist hareket geleneğidir. Arjantinli kadınlar 1986 yılından beri ve gittikçe artan sayılarda, her yıl düzenlenen Ulusal Kadın Konferansı’nda üç gün süren bir dizi tartışmada bir araya geliyor. Bu konferanslar ilk başladığında 1000 ile 5000 kadın katılırken şimdi konferansın katılımcı sayısı 70 binlere dayanmış durumda.





2003 yılında Rosario kentinde yapılan konferansta “Kürtaj hakkı stratejileri” oturumunda ilk olarak ulusal bir kampanya düzenleme fikri ortaya atılıyor. 2004 yılının mayısında kampanya kararını hayata geçirmek için yapılan bir kürtaj hakkı konferansının ardından 2004 kasımında yasal kürtaj hakkı için ülke çapında bir imza kampanyası başlatarak Ulusal Kadın Sağlığı Eylem Günü’nde 70’den fazla örgütle Yasal, Güvenli ve Ücretsiz Kürtaj Hakkı Kampanyası’nı oluşturdular. Kampanya 2020’nin son günlerinde kongre binasının kapısına dayandığında yaklaşık 600 örgütlük koca bir ağ haline gelmişti.





Kampanya üreme hakkına dair üç temel talebe dayanıyordu; karar vermek için cinsel eğitim, kürtajdan kaçınmak için doğum kontrolü, ölümleri durdurmak için yasal kürtaj hakkı. Kampanyayı örgütleyenler 2005 yılında 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde 15 bin kadınla ve 100 bin imzayla Temsilciler Meclisi’ne gittiler.





Kampanya 2006 yılında her iki yılda bir Kongre’de yasama gündemine sunulan Gebeliğin Gönüllü Olarak Sonlandırılması Yasası’nı yeniden yazdı ve tasarı yedinci defa Kongre’ye sunulmasının ardından Katolik Kilisesi’ne rağmen farklı partilerden 71 milletvekilinin imzasıyla sonunda görüşülme fırsatı buldu. Peki aynı yasanın yedinci defa sunulmasında kabul edilmesinin nedeni neydi?





Tüm dünyaya yayılan bir Latin rüzgarı: Ni una Menos





2015 yılında hamile bir kız çocuğunun erkek arkadaşı tarafından öldürülmesinin ardından bir grup feminist kadının kongre binası önüne yaptığı çağrının bir çığ gibi büyümesiyle ortaya çıkan, adını Meksika’nın Ciudad Juarez kentindeki kadın cinayetlerine yazılmış bir şiirden alan, “Ni una Menos”, “Bir kişi daha eksilmeyeceğiz” hareketinin kadın cinayetleriyle başlayan ve tüm kıtaya yayılan güçlü eylem dalgası Arjantin’deki kadın hareketine güç kattı. O çağrıyla Arjantin’in 80 farklı kentinde kadınlar sokağa çıkmış başkent Buenos Aires’te 300 bin kadın bir araya gelmişti.





Ni una Menos hareketinin ortaya çıktığı dönem, aynı zamanda tüm dünyada 4. Dalga Feminist Hareket diye tariflenen ve antikapitalist ve antipatriyarkal karakterli yeni kadın hareketinin de Amerika’da, Avrupa’da yayılıp güçlendiği döneme tekabül ediyor. 2015’te Ni una Menos’un eylemlerinin ardından 2016 yılında Polonya’da kürtaj hakkı için yapılan Siyah Pazartesi grevi, 2017 yılında ve ardından 2018’de tekrar Trump’ın başkan seçilmesiyle yapılan büyük kadın yürüyüşleri, MeeTo hareketi, Rojava’daki kadın direnişi de 4. Dalga feminist hareketin küresel ölçekli etkisini artırdı.





Ni una Menos ilk çıkışının ardından her yıl kadın katliamlarına ve en son 2018 yılında “Macri-IMF paktına hayır, Yasal kürtaj hakkı olmadan Ni una Menos olamaz” diyerek büyük mitingler düzenledi ve 2017, 2018 yıllarının 8 Mart’ında yapılan uluslararası kadın grevlerinde aktif rol oynadı. Yeşil Dalga da hem kendi biriktirdiğinden hem de Ni una Menos’tan aldığı güçle hükümet üzerinde baskı kurarken Katolik Kilisesi’nin etkisini de azaltmayı başardı.





2018 yılında kampanyanın hazırladığı yasa tasarısı tekrar Temsilciler Meclisi’ne geldi ve kabul edildi ancak Senato’da 38 hayır oyuyla reddedildi. Arjantin’deki ikili yasama organı nedeniyle kadınların yalnızca Temsilciler Meclisi’nden değil aynı zamanda da Senato’dan da yasayı geçirmesi gerekiyordu.





2019 yılında hükümetin el değiştirmesinin ardından 2020’nin son ayında tasarı yeniden Temsilciler Meclisi’nin önüne geldi. Tasarı 131 evet, 117 hayır ve altı çekimser oyla Temsilciler Meclisi’nden ardından da 29 Aralık günü Senato’dan 1 çekimser 30 hayır oyuna karşı 38 evet ile geçti.





Gebeliğin Gönüllü Olarak Sonlandırılması Yasası ile (Ley Interrupción Voluntaria Del Embarazo), kadın veya gebe kalabilen diğer kimliklere sahip herkes, gebeliğin 14. haftasına kadar sonlandırılmasına karar verme hakkına sahip olacak. Herkes talebinden itibaren en fazla on gün içinde kürtaj hizmetine ücretsiz olarak erişebilecek. 13 yaşın altındaki bir kişide gönüllü olarak gebeliğin sonlandırılması gerekiyorsa, ebeveynlerinden en az birinin veya yasal temsilcisinin yardımıyla bilgilendirilmiş rızası gerekecek. 13 ile 16 yaş arasındaki bir ergen için gönüllü olarak gebeliğin sonlandırılması isteniyorsa, uygulamaya onay vermek için yeterli olgunluğa sahip olduğu varsayılacak. 16 yaşın üzerindeki kişi, bu yasayla tanınan hakları tam olarak kullanma ehliyetine sahip olacak. Yasa aynı zamanda yukarıda bahsedilen ceza kanununda da birtakım değişiklikler yapıyor. Kürtaj gebe kişinin veya yasal temsilcisinin rızası olmadan yapılırsa cezalandırılacak. Ayrıca gebeliğin tecavüz sonucu gerçekleşmiş olması veya hayati risk taşıması gibi nedenlerin söz konusu olmadığı 14 haftayı aşan gebeliklerde kürtaj suç sayılacak.[3]





Sona doğru yaklaşırken hepimizin pandemiyle geçen 2020’nin sonunda yüzünü güldüren Arjantin’den gelen yasal kürtaj hakkı zaferi, ilk gündeme geldiği günden beri çok engeller ve yenilgilerle yüzleşti. Kürtaj hakkı mücadelesine karşı kilisenin başlattığı “Haçlı seferi”nde yeşil mendil takmak adeta suç haline getirildi.





Yeşil mendil taktığı için okuldan atılan öğretim üyeleri, soruşturma açılan üniversite öğrencileri, o sırada güvenli olmayan kürtaj ve kadın katliamları ile kaybettikleri kızkardeşleriyle Yeşil Dalga gericiliğin, patriarkanın ve kapitalizmin karşısında tüm dünyaya yayılmasını umduğumuz bir tsunamiye dönüşme potansiyelini taşıyor. Eylemlerde çok sık kullanılan bir söz ile bitirelim: Patriarkayla birlikte kapitalizmi de yıkacağız.





Tuğçe Özçelik - sendika.org





Dipnotlar:





* Bu yazıda International Socialist Review internet sitesindeki “Arjantin’deki kürtaj hakkı direnişi” yazısından faydalanılmıştır.





[1] Arjantin’de kadınlar kongre binası önünde Temsilciler Meclisi’nin oylamasının sonuçlanmasını 17 saat boyunca beklediler.





[2] Birartıbir internet sitesinde yayımlanan Zelal Pelin Doğan’ın “Asırlık bir mücadelenin zaferi” yazısından alıntıdır.





[3] Birartıbir internet sitesinde yayımlanan Zelal Pelin Doğan’ın “Asırlık bir mücadelenin zaferi” yazısından alıntıdır.


Devamı

MESS’e Karşı Metal İşçilerinden Eylem


DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş ile patron örgütü MESS arasında süren toplu iş sözleşmesi (TİS) süreci devam ediyor. ABB Power Grids, Schneider Enerji, Schneider Elektrik, Grid Solutıons Enerji ve Arıtaş Kriyojenik işyerlerinde çalışan 1900 işçi, TİS görüşmelerinde ücretlerindeki kayıpları karşılamaya yanaşmayan metal patronlarına eylemlerle karşılık veriyor.





Sözleşme görüşmelerinde MESS ilk etapta ciddiye alınacak hiçbir tarafı bulunmayan bir teklifle, ilk 6 ay için yüzde 5,49 oranında zam teklifiyle masaya oturmuş sonraki görüşmelerde ise teklifini yaklaşık yüzde 11 olarak revize etmişti. Resmi enflasyon rakamlarının dahi altında kalan bu teklif, haliyle Birleşik Metal-İş tarafından kabul edilmemişti. Taraflar arasındaki son toplantı 19 Ocak 2021 günü MESS Merkez Ofisinde yapıldı, ancak yine anlaşma sağlanamadı. MESS, 5 işletme için daha önce verdiği ücret zammı teklifini revize ederek birinci 6 aylık dönem için ortalamada yüzde 15’e denk gelen bir teklifte bulundu. Birleşik Metal-İş tarafından yapılan açıklamada ücret ve sosyal haklara yönelik MESS’in son tekliflerinin de beklentilerin çok altında olduğu belirtildi.





Görüşmenin ardından metal işçileri, vardiya giriş çıkışlarında sloganlar, alkış ve ıslıklarla eylemler örgütlemeye başladılar. Schneider Enerji, Grid Solutıons Enerji, Schneider Elektrik, ABB Power Grids ve Arıtaş Kriyojenik işyerleri bir kez daha metal işçisinin eylem alanına dönüşmeye başladı. Sefalet ücreti istemediklerini vurgulayan 5 işletmeden 1900 metal işçisi, patron örgütü MESS’i uyarıyor: “MESS Şaşırma, Sabrımızı Taşırma!” (Kaynak)


Devamı